Banner
Emperyalizm ve Et Krizi Print E-mail

etTürkiye’de 2008 yılından itibaren iç piyasada kırmızı et fiyatları giderek yükseldi. Et fiyatlarının düşürülmesi gerekçesiyle, yaklaşık bir yıldır tonlarca et ve yüz binlerce hayvan ithal edildi, ithalatın devam edeceği de bildiriliyor. Ancak ithalat, tüketiciye yaramadığı gibi hayvan yetiştiricilerine de yaramadı. Üstelik bu süreçte kaçak et ve kaçak hayvan sorunu da büyüdü.

ET İTHALATI DOLAYLI OLARAK KAÇAKÇIYA DA YARADI

 Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın 2010 yılında gerçekleştirilen mali suçlarla ilgili raporunda, salt kaçak et miktarının bir yıl öncesine göre yüzde 1564 arttığı bildiriliyor. Emniyete göre,2008’da 710 kilo, 2009’da 4,5 ton kaçak kırmızı et yakalanırken, bu miktar 2010 yılında 74,9 tona yükseldi. Buna kaçak hayvan girişi dahil değil. Kimileri bunun buzdağının görünen yüzü olduğunu söylüyor. Ancak burada, kaçakçılığı suçlayarak işin içinden çıkmanın doğru olmadığını da görmek, ya da bilmek gerekiyor. Kaçakçılığı, var olan dışa bağımlı yeni-liberal politikalar yaratıyor

ET KRİZİNİN KÖKENİNDE YATAN GERÇEK NE?

 Türkiye’de yaşanan et krizinin kökeninde, örtük adıyla küreselleştirme olarak adlandırılan, ancak özünde emperyalizm olan yeni-liberal politikalar var. Bunu, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri kadar bugünlerde seçim bildirgelerini açıklamış diğer siyasi partiler de dillendirmiyor. Emperyal politikaları denetlemeden soruna çözüm yolları aramak, aspirinle ateşli hastalıkları önlemeye benziyor.

Bunu biraz açalım; Batı, ABD/AB, doğayı aşırı bir şekilde sömürerek gereksinimlerinden daha çok tarımsal stok ve girdi oluşturuyor. Bunlara pazar bulmak için çevre ülkelerinin tarımlarını çökertiyor, çökertmeye devam ediyor. Çökertmek için de tarım ürünlerinin Dünya Borsa Fiyatları’nı aşağıya çekiyorlar, arkasından Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi örgütleri kullanarak çevre ülkelerine ithalatı dayatıyorlar.

Anılan politikaların Türkiye’de hayvansal üretime yansıması ise şöyle oldu; Desteklemelerde sığır yetiştiriciliği öne çıkarıldı. Çünkü Batı’nın elinde olağanüstü sığır ürünleri ve bunları yaratan sığır stokları vardı. Bunlar için Türkiye’de Pazar yaratıldı. Koyun ve keçi yetiştiriciliği görmezlikten gelindi. 2008 ve 2009 da Batı’da sığır stokları yine dayanılmaz duruma gelince Türkiye’ye inek sütünden üretilmiş süt tozları doğrudan, ya da dolaylı bir şekilde buzağı maması olarak pazarlandı. Sanayici bunlara yönelince çiğ süt fiyatları 35–40 kuruşa düştü ve 1 milyona yakın anaç inek kasaba gitti. Sığır sayısındaki ani düşüş dönemsel olarak et açığını tetikledi.

Ancak et açığında, koyun ve keçinin çok hızla azalması ana etmenlerden biri oldu. Bu yeterince belirtilmiyor. Koyun sayısı 45 milyondan 22 milyona, keçi sayısı 16 milyondan 5 milyona düştü. Sonuç da kırmızı et üretimi alarm vermeye başladı. Koyun-keçi sayısının hızla azalmasında, şehirlerde oturan kültürüne yabancılaşmış kitlelerin koyun-keçi eti, koyun-keçi peyniri yemez duruma gelmeleri ve ayrılıkçı terör de rol oynadı. Geçtiğimiz yıllarda koyun ve keçi eti fiyatlarının ne kadar aşağıda olduğunu anımsayın. Para kazanamayan çobanlar ne yapsın? Desteklemelerde üvey evlat muamelesi bile göremediler. Şimdilerde ayılan iktidar koyun ve keçi yetiştiricilerine az da olsa kimi destekler vermeye başladı.

ET İTHALATINDAN KİMLER ÇIKAR SAĞLIYOR?

  • Emperyal ülkeler ve onların denetimindeki(bunun terside doğrudur) çokuluslu şirketler
  • İthalatçılar ve onlarla işbirliği yapan örgütler
  • Çoğunluğu yabancı sermayeli büyük parakendeciler. Bakınız bu konuda Adana Besiciler Odası Başkanı Üçdağ ne demiş; …Büyük perakendeciler ithal eti tercih ediyor. Oysa yerli mal, ithal fiyatıyla canlı hayvan kilo fiyatı bakımından baş başa gidiyor. Ancak, marketlerde et fiyatı hala yüksek. Canlı koyunun kilosu 8 lira, büyük marketler eti 25–30 liraya satıyorlar. Bunu anlamak mümkün değil. Hükümetin bu yönde de araştırma yapıp, marketlerde bu fiyat yükselmesinin nedenini tespit gerekir.”(Cumhuriyet Gazetesi, Ekonomi,24 Nisan 2011) 
  • Dolaylı olarak kaçakçılar

ÇÖZÜM VAR MI? .

Elbette var. Yukarıda da belirtildiği gibi, çözüm için öncelikle emperyal politikalar denetim altına alınmalıdır. Bunu ifade etmeyen en azından aymazlık içindedir.

İç piyasada ise hayvan yetiştiricilerinin sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Türkiye Kasaplar, Besiciler ve Et Ürünleri Esnaf ve Sanatkarlar Federasyonu Başkanı Yalçındağ, bu çözümü öyle ifade etmiş;”Memlekette önce süt meselesi gündeme gelmeli. Ürettiğimiz süt yeterince değerlendirilemiyor. Geçmişte yaşadığımız sıkıntı bundan kaynaklandı. Süt değerinde satılamayınca hayvanlar kesildi. Siz anneyi kesersiniz, danası nerede olacak. Önümüzdeki 20 yılın planının yapılması gerekir” .”(Cumhuriyet Gazetesi, Ekonomi,24 Nisan 2011).

Katılmamak mümkün mü?

Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

27 Nisan 2011