Banner
Yeraltı Sularındaki Kirlilik Sağlığı Olumsuz Etkiliyor Print E-mail

Su_SondajYapılan bir araştırma yeraltı sularımızın kirli olduğunu ortaya çıkardı. Peki o zaman yeraltı sularımız neden kirleniyor? Bu kirlilike sağlığımızı etkiliyor mu? DOĞADER olarak bu konuyu araştırdık.

Yeraltı suları doğanın imbiğinden geçmiç değerli ve içilebilir sular olarak bilinir. Ancakülkemizde sanayinin yoğun olduğu illerde yeraltı suları artık temiz değil.

Özellikle tekstil, boyahaneler çok su tüketir. Tüketimde sağlanan bu su çoğunlukla boya atölyelerinin altında açılmış kaçak kuyulardan sağlanır. Bir boyama atölyesinin resmi olrak bir kuyusu varsa en az 10'a yakın kimilerinde daha da üstünde kaçak yeraltı su kuyuları bulunur.

Boyama sırasında yeraltından kaçak çekilerek kullanılan su çeşitli boya ve kimyasal kirlilikle birlikte başka bir kuyudan yeratına geri boşaltılır.

İşte yeraltı sularını kirleten temel neden budur. Boyahaneler başta olmak üzere pekçok sanayi tesisinde "derin deşarj" denilen yöntemle kirlenen su yeraltına boca edilir.

Ağır metal ve diğer zararlı kimyasal ve organik maddelerce kirlenmiş suyun bedene girmesiyle kanser, alzheimer, parkinson ve kalp hastalıkları başta olmak üzere pekçok hastalığın nedeni olabilmektedir.

Yeraltı suyu, en çok tarımsal sulamada kullanılır. Ağır metal kirliliği olan sularla sulanan besinler, ağır metalleri bünyelerine alırlar. Böylelikle içinde ağır metal dahil pekçok farklı sağlığa zararlı madde bulunan yiyecekler mutfağımıza oradan da bedenimize kadar bu yolla taşınır.

Yeraltı suları, 2008'de yaşanan kuraklıkta Bursa dahil pekçok belediyenin susuzluğa karşı içme suyu kaynağı olarak başvurduğu temel çözüm adımı olmuştu.

Yerlatı suları, kaynak suyu fabrikaları içinde temel su kaynağıdır. Piyasanın lider firmaları dahil hemen hemen bütün şişelenmiş ve damacana su üreten kaynak su firmaları, yeraltı suyunu işlemden geçirip kaynak suyuna karıştırarak piyasaya sürmektedir.

DOĞADER
Caner Gökbayrak

Yeraltı sularındaki tehlike

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=210048

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nin İstanbul'daki 52 marka yeraltı suyunda yaptıkları incelemelerde, bu suların yarısından fazlasının dünya standartlarına uymadığı, sulardaki asit, sülfat, kadminyum, aluminyum, nitrat, magnezyum değerlerinin yüksek olduğunu, bunun ciddi halk sağlığı sorunlarına neden olduğu belirtildi.

 

 

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk, daha çok tüketilen suyun sıkı bir şekilde denetlenmesi yerine daha az tüketilen alkolün denetlenmesi eleştirerek “Halkın içkisinden çok içtiği suya bakın. Çok daha fazla tüketilen su ne kadar denetleniyor? Bu suların denetimi, ruhsatlandırmaları ve etiketleme bilgisi oluşturulurken yetkililer üzerine düşeni yapmalıdır” dedi.

İstanbul Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin Şişli’deki binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk, 52 doğal kaynak suyunun üzerindeki etiket bilgileri ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Kaynak Ruhsatına Esas Analiz Sertifikası verilerinin incelendiğini, verilerin Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2006, Amerikan Çevre Koruma Ajansı (USEPA) 2009 İçme Suyu limit değerleri ve TSE 266 doğal suyu sınır değerlerinin gözetilerek irdelendiğini söyledi.

Öztürk, alkol tartışmalarının yaşandığı bu günlerde alkolden daha çok tüketilen suyu konuşmak istediklerini belirterek “İncelemelerimizde kullanılan suların 7 adedinin pH değerinin standartlara uymadığı, 6,5 sınır değerinin altında kaldığı görülmektedir. Tavsiye edilen değerin dışında asidik özellik göstermektedir. 6 kaynak suyunun klor (Cl) değeri, 9’unun magnezyum (Mn) değeri, 3’ünün sülfat değeri TSE 266’nın, 1’inin aluminyum değeri ise WHO’nun sınırlarının üzerindedir (0,1 miligram litreden fazla)” dedi. Öztürk, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün Kaynak Ruhsatına Esas Analiz Sertifikası verilerine göre ise 1 kaynak suyunda kadminyum (Cd) değerinin WHO limitlerinin üzerinde (3 mikrogram/litre yerine 4,5 mikrogram litre) olduğunu, 2 kaynak suyunda ise nitrat (NO3) değerinin USEPA 2009’un limitlerinin üzerinde (10 miligram/litreden fazla) bulunduğunu vurgulayarak, özetle şunları söyledi:

Aluminyum ve kadminyum merkezi sinir sistemini etkileyen elementler olup bunlar alzheimer gibi hastalıklara neden olmaktadır. Nitrat, mavi bebek sendromu olarak bilinen kalp kapakçığı sorunlu bebek doğumlarını tetiklemektedir. Yüksek asiditeli sular ise sindirim ve metabolik aktiviteyi olumsuz etkilemektedir. İSKİ’nin suların ise saf ancak kalsiyum, magnezyum gibi iyonlarca fakir, florür için tavsiye edilen değerden 20 kat daha düşüktür. İSKİ’nin suları ile ilgili Küçükçekmece, Beyoğlu ve Beykoz Kavacık’tan çeşme suyu örnekleri aldım. Terkos, Büyükçekmevce ve Ömerli havzalarındaki değerlere baktım. İyon fakirliğinin en fazla Ömerli’de en az ise Büyükçekmece’de olduğunu gördüm. İyon kas, vücut ve kemik gelişimi için son derece önemlidir. Halk sağlığını direk ilgilendiren içme sularının gerek ruhsatlandırılmasında gerekse denetimlerinde dünya standartlarına uygun davranılması gerekir. İçilen damacana sulardaki etiketleme bilgileri standartların dışındadır. Yöneticilere diyoruz ki alkole gösterdiğiniz hassasiyeti halkın çok daha fazla tükettiği sulara da gösterin. Su sağlıklı nesillerin oluşumunun temelidir. Yurttaşlar içtikleri sular hakkında hakkında bilinçlendirilmelidir.”