Banner
Atıklar yakıldığında tehlike daha da artar Print E-mail

Atıkları yakma, çözüm mü?

Günümüzde fabrikalarda ve evlerde yüz binlerce ton atık ortaya çıkıyor. Bu atıkların çoğu hiçbir arıtmaya uğramadan çevreye yayılıyor. Az sayıdaki artıma tesisleri, yetersizlik ya da maliyet nedeniyle çalıştırılmıyor. Başta Çevre ve Orman Bakanlığı olmak üzere yetkili kurumlar, gerekli denetimleri yerine getirmiyor. Atıklar, doğaya geri dönüşü olanaksız yıkımlar bırakırken, canlı bedenlere ve insana onarılmaz sağlık sorunları ortaya çıkarıyor.

Arıtma tesislerinin arıtma çamurları ve sanayi üretim süreçlerinde ortaya çıkan tehlikeli atıklar gibi binlerce çeşit atık için yakma uygulamaları geçmişte bir çözüm olarak sunuluyordu. Ancak yapılan araştırmalar, yakma sonucu atıkların, daha zararlı biçimlere dönüştüğünü kanıtladı.

Atık yakıldığında tehlike katlanarak artmaktadır. Ancak bu bilimsel gerçekler bile ülke yöneticilerinin atık yakma tesisleri kurulmasına karşı siyasal güç oluşturmaya yetmiyor. Her alanda olduğu gibi yakma tesisleri için de insan, çevre ve doğa önemsenmiyor.

Dünya ülkeleri, yasalarına çevreyi koruyan zorlayıcı maddeleri ekleye dursun, ülkemizde (Mustafakemalpaşa’nın Çördük Köyü yakınlarında olduğu gibi) tarım alanlarının ortasına 'tehlikeli atık yakma tesisi' yapımına yetkili makamlarca izin veriliyor. Yapılan 5 değişiklikle içeriği boşaltılan ÇED-Çevre Etki Değerlendirme Yönetmeliğinden alınan cesaretle, ÇED Raporları 3 ayda gibi bilimsel incelemenin olanaksız olduğu bir süre içinde, yatırımcının istediği yönde hazırlanıyor. Bu raporlarla yapılacak yatırımın 'çevreye hiçbir zararı olmayacağı' yalanı kanıtlanmaya çalışıyor. Sözde bilimsel yöntemlerle hazırlanan bu ÇED raporlarıyla bilim ayaklar altına alınıyor. Bilimsel gerçekler gözardı eden ÇED raporları, insan ve doğanın aleyhine kullanılıyor.

Atıklar yakıldığında, çok daha zehirli atıklara dönüşerek havaya, suya ve toprağa oradan da besin zinciriyle insana ve diğer canlı bedenlere taşınıyor. Bu atıklar insan bedenine bir kez girdiğinde on yılları aşan süreler boyunca bedenden dışarı atılamıyor. Bedende biriken bu zehirler, zamanla başta kanser olmak üzere, üreme sorunlarına ve akciğer hastalıkları gibi daha birçok sağlık sorununa neden oluyor.

Biz DOĞADER olarak bu raporumuzda, atık yakma tesislerinin doğaya, insana ve canlı bedenlere verdiği onarılmaz zararlardan bahsedeceğiz.

 

Atık yakmak çözüm değil, sonun başlangıcıdır

Atık yakma tesisleri her ticari işletme gibi kar elde etmek için kurulurlar. Atık yakma tesisleri varlığını sürdürmek için atıkların sürekliliğini garanti altına almak isterler. Hatta her işletme gibi atıkların belli oranda artacağını hesaplayarak, yıllar içinde büyümeyi de kendilerin hedef olarak seçerler. Yakma tesisleri için atıklar, sürekli üretilmelidir.

Atık yakma tesisleri, daha çok kirletmeyi teşvik eder.

  • Fabrikalar, üretim süreçlerinde doğaya zararsız yöntemler geliştirmek yerine, atıklarını atık yakma tesislerine göndererek kurtulma yolunu seçerler. 
  • Devlet, sektörleşen ve artık kendi başına bir piyasa haline gelen atık yakma tesislerine zarar vermemek için, atıkları azaltılmasına yönelik kanun ve düzenlemelerden çekinir.
  • Vatandaş, sermayenin son icatlarından biri olan tek kullanımlık kullan-at türü malzemelerden daha çok kullanmaya teşvik edilir.

İşte yalnızca bu anlatılanlar bile, atık yakmanın daha çok zararlı süreçleri tetiklediğini açıkça ortaya koyuyor.

 

Kirli üretim süreçleri

Kapitalizmin gelişmeye başladığı endüstri devrimi ile birlikte üretim aşamalarında birçok organik ve inorganik madde kullanılmaya başlandı. Bu durum günümüzde öyle başa çıkılmaz bir hal almıştır ki, AB ülkeleri kimyasalları denetim altına almak için REACH adında bir çalışma başlatmak zorunda kalmışlardır. Aşağıdaki tabloda, dünya kimya çevrelerince saygın yeri olan ABD Kimyacılar Birliği'nin WEB sitesinden alınmış sayılar bulunmaktadır. Bu tablo başıboş halde zararları bilinmeden üretilen ve çok hızlı bir artış süreciyle çeşitlenen kimyasalların günümüzde geldiği inanılmaz boyutu sergilemektedir.

 

Sentezlenen ve Piyasaya Sürülen Kimyasal Madde Sayıları (Kaynak: www.acs.org)

                                                    2005           Artış oranı            2008

Organik ve İnorganik              26.756.916          % 45           38.851.400

Türevleri ile toplamı                56.801.099          % 6             60.384.586

Ticari olarak satılan                8.974.433            % 177         24.894.111

 

Tehlikeli Atık nedir?

  • Düşük dozlarda bile öldürücü
  • Toksik - kanserojen - genetik ve cenin bozukluklarına neden olan
  • Düşük sıcaklıkta bile alevlenebilen
  • Patlayıcı, aşındırıcı, kararsız ve su ile hızla reaksiyona girerek parlayıcı karışımlar oluşturan, radyoaktif

Bir madde içeriğinde tehlikeli atık niteliklerinden birinin sağlaması, o maddenin tehlikeli atık olduğu anlamına gelmektedir. Bu maddelerin büyük çoğunluğu, üretim süreçlerinde ortaya çıkmaktadırlar.

 

Atıkların kaynağı

Tehlikeli atıkların büyük çoğunluğu fabrika/atölye üretim süreçlerinde ortaya çıkar. Plastik kökeni evsel atıklarda yakma işleminden sonra çok zehirli başka biçimlere bürünerek çevreye yayılır. Hastanelerden gelen tıbbi atıklarda yakma tesislerinin başlıca kaynakları arasındadır.

Son dönemde birçok fabrika ISO 14000 kalite belgesi kapsamına giren çevre sorumlulukları bünyesinde, üretim süreçlerinde yeni yöntemler uygulayarak önemli miktarda zararlı kimyasalın kullanımı engellenmiştir. Kanunlara getirilecek kısıtlamalar ve devletin yetkili kurumlarınca yapılacak etkin denetimler, üretim süreçlerini doğayla dost duruma getirebilir.

Vatandaşlar, bilinçlendirilerek kullan-at ürünlerin kullanımı sınırlandırılabilir.

Diğer canlılara bulaşma riski taşıyan atıklar hastanelerde üretilen tıbbi atıkların %10’u kadardır. Hastanelerde kaynakta etkin ayrım uygulamaları, tıbbi atıkları %90 azaltacaktır.

 

Atık yakmak tehlikeyi çoğaltır

Atık yakma sonucu atıklar, kendinden çok daha zararlı başka biçimlere dönüşerek çevreye dağılırlar. Başlangıçta katı ya da akışkan durumundaki atık, yakıldığında karbondioksit ile birlikte birçok kirletici ve ağır metalin gaz halinde çevreye yayılmasına neden olur. Yanma sonucu oluşan kül, ne kadar önlem alınsa da bacadan çıkışına engel olunamayan gazlar gibi çevreye yayılarak toprağa, suya, besinlere oradan da hayvan ve insan bedenine girer. Bu toksik maddeler ve ağır metaller bedene bir kez girdi mi, yıllar boyunca bedenden dışarı atılamazlar. İşte bu nedenle bu zehirli maddeler "KOK - Kalıcı Organik Kirletici" olarak adlandırılmaktadırlar. Kanser, üreme, bağışıklık sistemi sorunları başta olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olurdukları için lar.

 

Yakma düşüncesinin iflası

1960'lı yıllara kadar, sanayide üretilen atıklardan yakılarak kurtulabileceği düşünülüyordu. Sağlık alanındaki incelemeler, Dioksin, Furan gibi bazı zehirli atıkların sağlık üzerine ciddi tehditleri olduğunu ortaya çıkardı. Sonraki araştırmalar, bu atıkların insan bedeninde sürekli biriktiğini, çevrede ve besinler üzerinde sürekli artmakta olduğunu ortaya koydu. Bu atıkların, çevredeki hızlı artışından atık yakma tesislerinin sorumlu olduğu belirlendi. Halk sağlığı için ciddi sorunlar yarattığı bilinse de en ucuz çözümün yakmaktan geçtiğini savunan sermaye ve hükümet ortaklıkları, 2001 yılına kadar bu konuda önemli çaba içine girmedi.

Dünya ülkeleri geçte olsa zehirli atıkların yakma düşüncesine karşı sınırlamalar ve önlemler geliştirmeye başlamış olsa da, bu konudaki çalışmalara ülkemizde henüz yeni Nisan 2009’da onaylanan Stokholm Sözleşmesi ile başlatılabilmiştir. Kanun ve yönetmeliklerdeki düzenlemeler henüz yapılmadığı için, bu durumdan yararlanmak isteyen bazı sermayedarlar atık yakma tesisleri kurma çalışmaları başlatmıştır. Termik santraller, çimento fabrikaları gibi bu yakma tesisleri de AB sürecinde Türkiye’nin önüne engel olarak çıkartılacak yanlış yatırımlardır.

 

KOK – Kalıcı Organik Kirleticiler

Atık yakma tesislerinin bacalarından ve yakma sonucu oluşan küllerden çevreye yayılan KOK lar, bugüne kadar belirlenen en tehlikeli kimyasal zehirlerdir. Dioksin, Furanlar, Klor, DDT ve PCB’ler bilinen başlıca KOK lar arında yer alırlar. Dioksin, PVC ve plastikler ile klorlu maddelerin yakılmasıyla oluşturur.

  • KOK lar, yakma tesislerinin baca gazlarında ve küllerinde bulunur.
  • KOK lar tarım ilaçları yoluyla da çevreye yayılabilmektedirler.
  • Hava akımları yoluyla yüzlerce km yayılabilirler.
  • Havadan toprağa ve suya, oradan da besin zinciri yoluyla tüm canlı bedenlere girerler.
  • Canlı bedenlerde onlarca yıl kalıcı olarak birikirler.
  • Yüksek düzeyde sağlık sorunlarına neden olurlar.

 

KOK ların neden olduğu sağlık sorunları

  • Kanser
  • Hormonsal bozukluklar (Guatr, Tiroid, Kemik erimesi, Tüylenme,  Şeker hastalığı )
  • Bağışıklık Sistemi bozuklukları (bedenin hastalıklara açık duruma gelmesi)
  • Üreme bozuklukları (cenin bozuklukları, genetik bozukluklar)
  • Solunum Sistemi hastalıkları

KOK lar anne sütüne ve plasentaya geçerler. Bu nedenle KOK lar insan bedeninde bebeklikte birikmeye başlarlar. Yakma tesisleri gibi KOK kaynaklarının yakınlarında yaşayanlar en riskli olanlardır. Ancak bu durum bu tesislerin uzağında olanlar için riskin azaldığı anlamına gelmez.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC) KOK lardan biri olan Dioksin’i kanserojen madde olarak tanımlamıştır. 

Bazı ülkelerde yapılan dioksin salımı ölçümlerinde çok büyük oranda atık yakma tesislerinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Dioksin salımı, Japonya’da %93, İsviçre’de %85, ABD’de %84, İngiltere’de %79 oranında yakma tesislerinden kaynaklandığı belirlenmiştir.

 

Ağır metaller

Ağır metaller, yakıldığında yok olmaz, olduğu halden daha tehlikeli biçimlere dönüşürler. Piller, boya çamurları, bazı plastikler ve ağır metal içeren diğer maddelerin yakma tesislerinde yakılmasıyla, ağır metaller çevreye yayılır. Cıva, kurşun, kalay, kadmiyum, arsenik gibi ağır metaller aynı KOK lar gibi canlılar üzerinde ağır yıkıma neden olmaktadırlar.

Çevredeki ağır metal kirliliğinin başlıca nedeni atık yakma tesisleridir. Havadaki cıvanın %29’u, manganezin %21’i, kurşunun %20,7’si, antimonun %19’u, kalayın %15’i ve  selenyumun %11’i yakma tesislerinin bacalarından havaya salınmaktadır.

Havaya salınan ağır metaller, toprağa, suya ve oradan da canlı bedenlere taşınırlar. Ağır metallere maruz kalan insanlarda, ruhsal ve nörolojik etkilere bağlı davranış bozuklukları, metabolizma sorunları gözlemlenmiştir. Maruz kalınan ağır metal oranına göre sakatlıklar ve bazı organların görevini yapamaması gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıktığı belirlenmiştir.

 

Asıl tehlike kül

Atık yakma tesislerinde yakılan her üç ton atıktan yaklaşık bir ton kül oluştuğu belirlenmiştir. Bu tesislerden havaya karışan ağır metal ve KOK lardan yüzlerce kat daha fazlası uçan küllerle çevreye yayılmaktadırlar. Ne kadar önlem alınırsa alınsın, kül boşaltım alanlarındaki küllerin rüzgarla birlikte çevreye yayılması engellenememektedir.

Kül toplama alanlarının su geçirmez olduğu iddia edilen zemini göreceli bir koruma sağlamaktadır. Küller yok olmaz. İçerdiğindeki zehirli atıklar zamanla azalmaz ve aksine daha başka zehirli bileşikler oluşabilir. Deprem, sel dışında yalnızca geçen zamanla bile kül toplama alanlarında sızıntıların oluşması kaçınılmaz bir sondur. Sızıntı yer altı sularını kirletir. Suyun doğal çevrimi kirliliği her alana yayar. Besinler kirlenir ve kirlilik sonunda insana kadar ulaşır.

Küllerin çeşitli inşaat ve dolgu malzemesi olarak kullanılma düşüncesinin ne kadar büyük sorunlar yarattığı zamanla anlaşılmıştır. 1994-1999 yılları arasında İngiltere’nin Newcastle kasabasında asfaltta dolgu malzemesi olarak kullanılan küllerin etrafa zehirli maddeler sızdırdığı anlaşılması üzerine asfalt sökülmek zorunda kalınmıştır.

 

Çevre Sağlığı

Yakma tesisleri çevresindeki insanlar kirlilikten en çok etkilenen kitleyi oluştururlar. Burada üretilen her türlü besin kirlidir. Yakma tesisleri çalışanları ve yöre halkında kanser, solunum hastalıkları, nörolojik hasarlar, üreme sorunları, cenin üzerinde bozulmalar gibi çok ciddi etkenler belirlenmiştir.

Yakma tesislerden uzak olmak bir kurtuluş olmadığı da bilinmelidir. Dioksin kirliliğinin besin zinciri yoluyla canlı bedenlerinde sürekli birikmesine verilebilecek en iyi örnek kutup ayılarıdır. Kutup ayıları, kirlilik yaratan etmenlerden oldukça uzak olmalarına karşın dioksin kirliliğinden etkilenmektedirler. Yakma tesisi kaynaklı besinler üzerindeki kirliliğin suyla yıkanarak temizlenmesi olanaksızdır. Kirlilik besinler üzerinden ancak %15-%50 oranında suyla temizlenebilir. Kalan zehirli maddeler besinin bünyesinde bulunur. Yendiğinde canlşı bedenlere geçer ve orada sürekli kalır. Dışarı atılamazlar. Birikim ilerledikçe sağlık sorunlarının baş göstermesi kaçınılmazdır.

 

Çözüm, atıkların azaltılması, doğaya zararsız üretim süreçleri

Araştırmalar yaparak üretim süreçlerini doğaya ve insana zararsız boyutlara çekmek yerine, yakarak kurtulacaklarını uman fabrika yöneticileri ve patronlar, yalnızca hukuksal boyutta bu yükümlülükten kurtulmakta ama gerçekte yakılarak atıkların daha zararlı biçimlere dönüşmesine aracılık etmektedirler.

Tek kullanımlık kullan-at (plastik bardak, kaşık, çatal, tabak) türü malzemeler herhangi bir sınırlama getirilmediği için giderek daha yoğun olarak kullanılmakta, bu malzemelerin besin ve diğer atıklarla kirlenmiş olanları atık yakma tesislerinin başlıca yakılacak malzemeleri arasında yer almaktadır. En bilinen KOK olan dioksin, plastik ve PVC yakma sırasında ortaya çıkmaktadır.

DOĞADER