Banner
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın itirazına, DOĞADER'in yanıtı Print E-mail

13 Mart 2009 Cuma günü Evrensel Gazetesinin "Su Hayattır, Satılamaz" ekinde DOĞADER adına bir makale yayınlandı. "Uludağ Suyuyla Şişeleniyor" başlıklı makalede, Uludağ Milli Parkı içinde, yasalara aykırı olarak su kaynaklarının özel şirketlere tahsis edilmesi konu ediliyordu. Bu makale daha önce WEB sayfamızda yayınlandı. Makalemize erişmek için alttaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

http://www.dogader.org/index.php/bilgilendirme-mainmenu-67/346-uludag-in-yagmalanan-su-kaynaklari

Makalede yer alan, "Komik denecek kadar ücret ödeyerek aldıkları ruhsatları, yine komik derecede ödenen su kullanım bedeliyle gerçekleştirilen üretim şaibelidir... Bu yasadışı oluşuma zemin hazırlayan ve izin veren kamu kuruluşları da aynı derecede zan altındadır." gibi sorumluları uyaran tümcelerden olacak ki, makalemizin yayınlandığı gün, Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan Evrensel Gazetesine bir faks gönderildi. Gönderilen faksı incelemek isteyenler alt satırdaki bağlantıdan ulaşabilir.

http://www.dogader.org/images/stories/images/Diger/cevre-bakanliginin-itirazi.jpg

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın itirazı üzerine DOĞADER adına hazırlanan ikinci bir makale, Evrensel gazetesine gönderilerek, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın, Uludağ'da ve ülkemizdeki birçok Milli Parkında halen sürmekte olan yasadışı işlemlere karşı kendini savunduğu gerekçelerin gerçeği yansıtmadığı ayrıntılarıyla ortaya konmaktadır. Bu makalemiz de 24 Mart 2009 günkü Evrensel Gazetesinde yayınlanmıştır.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=47993

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın itirazını yanıtladığımız makalemiz.

Özel şirketler kamu yararı için mi şişeleyip su satıyor?

Derneğimizin Yönetim Kurulu üyesi Caner Gökbayrak'ın hazırladığı, 13 Mart 2009 günü Evrensel gazetesinin su ile ilgili ekinde yayınlanan makalesine karşı Çevre ve Orman Bakanlığı'nın gönderdiği yanıt tarafımıza ulaşmıştır.

Bakanlık yazısında, su kaynaklarını kiralama yetkisinin İl Özel İdaresi'nde olduğu belirtiliyor ve 2003 yılından bu yana Bursa İl Özel İdaresi'nin istekleri olduğu halde Uludağ Milli Park sınırları içindeki bölgelere onay verilmediği belirtilmektedir. 2003'ten önce ruhsat verilmiş olan 4 izin olduğu ve bunların halen kullanılmakta olduğu belirtilmektedir. İl Özel İdaresi tarafından kaynaktan alınan su ve biriktirme depolarına gelen suların ölçülerek denetlendiğini bildirilen yazıda 1 lt/sn su için 150.000 TL ücret alındığı belirtilmektedir.

Bakanlık yazısında, Uludağ Milli Parkı içindeki kaynaklara 2003 yılına kadar verilen su izinlerinin Milli Parklar Yönetmeliği'nin 5. Maddesinde yer alan Özel Haller Başlığının 4. Maddesi kapsamında verilmiş olduğu bildirilmektedir.

Uludağ Milli Parkı’nda su kaynaklarının kullanılması için gerekçe gösterilen yönetmelik maddesi aynen şöyledir.

“Kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir mecburiyet doğması halinde, planda yer almayan herhangi bir yatırım projesinin uygulanmasına, projenin çevreye yapacağı tesir etüd edilerek, çevre ve kaynak koruma politikalarıyla kabul edilemez bir tezat teşkil etmeyeceğinin tespit edilmesi halinde, planda gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra Bakanlıkça izin verilebilir.”

Çevre ve Orman Bakanlığı’na soruyoruz.

  1.  Verilen su kullanma izinlerine dayandırılan yönetmelik maddesinde “kamu yararı” vurgusu özellikle belirtildiği halde, özel şirketlerin şişeleyerek sattığı bu kaynaklardaki sular için hangi mantıkla bir kamu yararı olduğu düşünülmektedir?

  2. Su kullanma izninin dayandırıldığı maddedeki “çevre ve kaynak koruma politikalarıyla kabul edilemez bir tezat teşkil etmeyeceği” hükmü dikkat çekicidir. Bizler, çevre koruma çalışmalarımızın yanında gerçekleştirdiğimiz dağcılık ve doğa gezi etkinliklerimiz sırasında yaz aylarında Uludağ’da kuruyan dereleri sürekli gözlemliyoruz. Bunun dışında Uludağ’ın hemen her yerinde görmeye alıştığımız su boruları, Uludağ’ın gerçek anlamda hortumlandığının birer kanıtıdır. Küresel iklim değişiminin her geçen yıl bir öncekinden daha sıcak bir yıl yaşanmasına neden olduğu bilinmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, yasa gereği hiçbir insan etkinliğine izin verilmeden kendi doğallığına bırakılması gereken milli parklardaki su kaynaklarının su şirketlerince ele geçirilmesi, burada yaşayan yaban yaşamının susuzluk nedeniyle her geçen yıl artan oranda yok almasına neden olmaktadır.

    Verilen su kullanım izinleri, Milli Parklar Kanunu’nun “Yasaklanan Faaliyetler” başlığı altındaki 14. maddesinde belirtilen, yaban yaşamının ve ekolojik dengenin kesinlikle bozulamayacağı yönündeki hükümleriyle hangi ölçüde uyuşmaktadır?

  3. Bakanlığın gönderdiği açıklamada, izin verilen alanlardaki su kullanım miktarlarının İl Özel İdaresi tarafından denetlendiği belirtilmektedir. Bizim özel girişimlerimizle edindiğimiz bilgiler ışığında, pek çok su şirketinde alınan suyun miktarını ölçecek sayaç bile bulunmadığını, bazılarına yeni takılmaya başlandığını biliyoruz.

    Kaynakların tahsis edilen debinin çok üzerinde kullanıldığı bilinmektedir. Su pazarında lider olan şirketlerden birinin, 2007 yılında yayınladığı bir reklamda, yılda 1 milyon damacana su sattıklarını duyurmuşlardır. Aynı şirketin verilen su tahsis izinleri ile belirtilen rakamın çok çok altında damacanayı doldurabileceği hesaplanmıştır.

    Şirketlerin izin verilenden çok daha fazla su kullandığı bilindiği halde bu güne kadar devletin yetkili kurumları tarafından bu durumu engellemeye yönelik hemen hiçbir çaba gösterilmemiştir.

  4. Bakanlık yazısında milli parklar içinde su kullanımına yönelik verilen izinlerin 2003 öncesine ait olduğu bildirilmektedir. Yasalara aykırı olduğu belirlendiği için milli park sınırları içinden su alınması bu tarihten sonra durdurulduğu anlaşılmaktadır. Halen milli parklar içinde kullanılmakta olan su kaynaklarının bu yasa dışı durumunu düzeltmek için bu güne kadar verilen iziler neden iptal edilmemiştir?

  5. Bakanlık yazısında 1 lt/sn su için 150.000 TL alındığı belirtilmektedir. Oysa biz Bursa’da kurulu bulunan su şirketlerinin bu rakamın çok altında hemen hemen yarısı kadar ücret ödediklerini biliyoruz.

    Bir yanda susuzluk çekerek yok olmakta olan yaban yaşamı ortada dururken diğer yanda su parasal ölçütlerle değerlendirilerek bir meta haline getirilmektedir. Hal böyleyken yaban yaşamını korumakla yükümlü olan bakanlığın kendi görev ve sorumluluklarıyla çelişen bu tutumu hayret vericidir.

  6. Uludağ Milli Parkı’nın sorunu yalnızca doruğunda ele geçirilen su kaynakları değildir. Milli Parklar Kanun ve yönetmeliklerine aykırı olduğu halde yapılmasına ve varlıklarını sürdürmelerine izin verilen otel ve kamu tesislerinin hemen hepsi ruhsatsız, kaçak yapılardır.

    Milli parklar üzerindeki bu kanunsuz yapılar, bu güne kadar ortadan kaldırılmadığı gibi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Aralık 2008’de sonuçlanan bir proje yarışmasında, kaçak yapılar korunmuş ve yasalara aykırı da olsa daha büyük yapılaşmaların olduğu turizm alanı olarak değerlendirilmesine izin verilmiştir.

    Uludağ 1. ve 2. Bölge olarak anılan alanlarda yapılan yasadışı otel ve kamu tesislerinin kanalizasyonları doğrudan Kaplıkaya ve Balıklı derelerine verilmektedir. Bu nedenle BUSKİ-Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin Kaplıkaya deresi üzerinde kurduğu içme suyu tesisi, yıllar önce kirlilik nedeniyle kapatılmak zorunda kalmıştır.

    Uludağ Milli Parkı’ndaki ruhsatsız otel ve kamu tesislerinin varlığına Çevre ve Orman Bakanlığı neden bu güne kadar izin vermiştir?

  7. Bu otellerden kaynaklanan çevre sorunu yanlızca kirlilikle sınırlı değildir. Sözü geçen bölge içinde on binlerce m2 lik orman alanı bu kaçak yapılar ve kış etkinlikleri için yok edilmesine Çevre ve Orman Bakanlığı neden göz yummuştur?


DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği