Banner
Uludağ'ın yağmalanan su kaynakları Print E-mail

 

 

Uludağ’ın su potansiyeli

Bu konu yıldan yıla değişiklik kaydetse de Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü verilerine göre, Uludağ’ın su potansiyeli yaklaşık "158 hm3/yıl" olarak hesaplanmıştır. Küresel ısınmanın dünya su çevrimine olan olumsuz etkisinden dolayı hesaplanan bu su debisi, her geçen yıl biraz daha azalmaktadır. Bundan yaklaşık 30 yıl önce Bursa’nın Teleferik semtinde her yıl bir metreyi aşan kar yağardı. Kar uzun süre kalkmaz, çatılarda bir metreyi aşan kalın buz sarkıtları oluştururdu. Yaklaşık 60 yıl önce ise aynı yerde bulunan evlerde yaşayanlar dışarı çıkmak için kar içinden tünel açmak zorunda kaldıkları anlatılmaktadır.


Uludağ bir Milli Parktır

Uludağ konusunda konuşurken bir milli park olduğunu unutulmaması gerekmektedir. Dünya’da %6, Avrupa Birliği %11, İngiltere’de %21, Almanya %25, Danimarka %35 olan “koruma altındaki doğal alanlar” Türkiye’de %1 (yüzde bir) gibi oldukça düşük bir

orandadır. Buna karşın Milli Parklar, gerektiği gibi korunmamaktadır. Milli Parklar bilindiği gibi kendi doğallığına bırakılan alanlardır.  Milli Parklar Yasası, ekolojik dengenin bozulması, yaban yaşamına zarar verilmesi, çevre kirliği yaratacak iş ve işlemler yapılmasını ve dolayısıyla bu alanlar üzerindeki her türlü ticari işlemleri yasaklar.

 

Uludağ’daki Oteller hem kaçak hem de dereleri kirletiyor

Buna karşın Uludağ Milli Parkı'nda tümü kaçak ve haklarında mahkeme tarafından verilmiş yıkım kararları uygulanmayan otel ve kamu tesislerinin, Kaplıkaya ve Balıklı derelerine bıraktıkları kanalizasyonlar, bu dereleri kullanılmaz duruma getirmektedir. Bundan yıllar önce BUSKİ, Bursa’da Uludağ eteklerindeki Kaplıkaya Deresi üzerinde kurduğu içme suyunu tesislerini, dereye Oteller Bölgesindeki tesislerin kanalizasyonu boşaltıldığı için kapatılmak zorunda kalmıştı. Kaplıkaya Deresini kirleten Uludağ’daki tesislere bu güne kadar herhangi bir yaptırım uygulanmamış, kayıtsızlık daha da ileri götürülerek 2. Gelişim Bölgesi olarak anılan bölge turizm amaçlı yatırımlara açılmıştır.

Uludağ 2. Gelişim Bölgesi, Kırkpınar su havzası üzerinde yükselmektedir. Tüm dünyada titizlikle korunan, üzerinde hiçbir yapılaşmaya izin verilmeyen su havzaları ülkemizde bilinçsizce yok edilmekte ve kirletilmektedir. Bugün kış aylarında bile 2. Gelişim Bölgesi’ndeki Balıklı Deresinin yakınlarından geçilirse o derin pis kokuyu duyulur. Yaz aylarında, yanına yaklaşılmayacak derecede pis kokular saçan Balıklı Deresine boşalan kanalizasyon, 1. Gelişim Bölgesi’nin kanalizasyonunu taşıyan Kaplıkaya deresiyle birlikte Bursa Ovasına akmaktadır. Bursa Ovasındaki birçok tarım alanı, bu derelerin sularıyla sulanmakta, kirlilik besinlerle birlikte soframıza kadar ulaşmaktadır.

 

Şişelenen suyun kaynağı yasadışı

Bilindiği gibi, ülkemizde şişelenmiş su pazarının önemli bir kısmı, Bursa’da kurulu bulunan su işletmelerinden karşılanmaktadır. Su şirketleri, Milli Parklar Kanunu’na göre, her türlü ticari etkinliğin yasak olduğu Uludağ’ın zirvesine kadar uzattıkları borularla, Uludağ’ı gerçek anlamda hortumlamaktadırlar. Komik denecek kadar ücret ödeyerek aldıkları ruhsatları, yine komik derecede ödenen su kullanım bedeliyle gerçekleştirilen üretim şaibelidir. Milli Parklarda hiçbir ticari işlem yapılamaz. Her canlı için yaşamsal önemi olan su kaynakları doğadan gasp edilmekte, Uludağ Milli Parkı’ndaki doğal yaşam göz ardı edilmektedir. Bu yasadışı oluşuma zemin hazırlayan ve izin veren kamu kuruluşları da aynı derecede zan altındadır. Uludağ’ın doruklarına kadar uzanan hortumların gerçekte nerelerden geçtiği ve ne kadar su çekildiği hiç kimse tarafından bilinmemektedir.

Su şirketlerinin Türkiye çapında oluşturdukları potansiyel, uluslararası şirketlerin de iştahını kabartmaktadır. Ülkemizin en büyük hazır su üreticisi Erikli’nin, Nestle firması tarafından satın alınması, bunun sonucudur. Büyüyen su pazarının gittikçe bir arenaya dönüşeceği hesaplayan uluslararası şirketler, bu denetimsiz pazarı ele geçirme telaşı içindedirler. Bursa’nın içme suyu şebekesinin özelleştirileme çalışmaları da bu oyunların bir parçasıdır.

 

Uludağ hortumlanıyor

Uludağ Milli Parkı koruma alanının içindeki dereleri besleyen su kaynakları su firmaları tarafından satın alınarak kilometrelerce uzunluğundaki borularla Uludağ’ın kuzeyinde yer alan şişeleme tesislerine taşınmaktadır.  Uludağ’daki su kaynakları, Milli Parklar Yasasıyla koruma altında olmasına rağmen, Çayırlıdere Yaylası, Koğukdere Yaylası, buzul göllerinin içinde bulunduğu Karagöl Yayla ve son olarak da Uludağ Milli Parkının doğu sınırını oluşturan Büyükdere’nin (Kocadere) kaynağı su firmalarına tahsis edilmiştir.

Uludağ Milli Parkı’nın doğu sınırını oluşturan Koca Dere batıya doğru Deliçay, Kapıyayla Deresi, Koğukdere, Çayırlıdere ve Büyükbalıklı Dere sularıyla Bursa ovasında birleşerek Nilüfer’e karışmaktadır. Kocadere’yi besleyen kaynak suyu nesli tükenmekte olan kırmızı benekli alabalıkların yaşam alanını oluşturuyor. Orman sınırının üzerinde yer alan kaynağın çevresi, aynı zamanda Apolyont Kelebeği’nin nektarlarıyla beslendiği bitkiler ve orkidelerin de en sık bulunduğu yer özelliğine sahiptir.

Kestel‘in güneydoğusunda bulunan su firmasına ait su boruları Alaçam Köyü, Umurbey Yayla ve Koca Dere kaynağına üç boru halinde döşenmektedir. Kocadere Vadisinin yüzlerce yıllık kayın ve göknar ağaçları da boru döşenmesi sırasında ortadan kaldırılırken, boz ayı üreme ve yaşam alanları da zarar görmektedir. DOĞADER, bu sorunlarla ilgili olarak Milli Park yasasıyla korunan Uludağ’da su kaynaklarının özel su şirketlerine tahsis edilerek suç işlendiğini her platformda dile getirmektedir. Dereleri ve Uludağ’daki canlı yaşamını besleyen suların doğrudan kaynaklarından alınması sonucunda küresel ısınmaya paralel gelecek 10 yıl içinde derlerin kuruyacağını ve Uludağ’ın doğal ekosisteminin büyük zarar göreceğini belirtmektedir. Ekosistemin hayat damarlarından olan su kaynakların alınması sonucunda alabalıkların (salmo, trutta) soyu tükenecek, suya bağlı yaşayan bitki toplulukları da zarar görecektir. Milli Parklar Yasasına aykırı olduğu bilindiği halde, Uludağ Milli Parkı’nda su boruları döşemesine göz yumulmakta, doğal dokusu tahrip edilmekte ve açılan yollar kaçak avcıların koruma alanlarına girmesine neden olmaktadır.

Kendi doğallığına bırakılması ve korunması gereken doğal alanlar, işbaşına gelen hükümetlerin siyasal oyunlarının kurbanı olmaktadırlar. Doğal alanların yok oluşuna daha fazla izleyici kalınamaz. Bulabildiği su kaynakları kirletilmiş, kirlenmemiş olanları, su şirketleri tarafından ele geçirilmiş Uludağ Milli Park’ındaki yaban yaşamı risk altındadır. Bu tür uygulamalar, doğada yaşayan hayvanların yaşam hakkını elerinden almaktadır.

 

Nilüfer’i kirletenler cezalandırılmıyor

Yıllardır arıtılamayan Nilüfer Deresi de, kaynağı Uludağ’dan beslenen derelerimizden biridir. Nilüfer Deresi etrafına kurulu sanayi tesislerin kirletmesi sonucu yaşanan kirlilik, artık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Sanayi tesislerinin derelerimizi kirletmesine göz yumulmaktadır. Bu durumdan sorumlu kamu görevlileri görevlerini yerine getirmemektedirler. Bunun yerine devlet eliyle arıtma tesisi kurarak sorun bir ölçüde önleme yoluna gidilmektedir. Bursa’da yeni kurulan iki kanalizasyon arıtma tesisinin, bu kirliliği hangi düzeyde etkileyeceği gözlenmesi gerekmektedir. Bu artıma tesislerindeki arıtma çamuru bazı boş arazilere gelişigüzel dökülmekte ve hatta çiftçilere gübre diye satılmaktadır. DOĞADER bu konu üzerinde inceleme başlatmıştır.

 

Kirli su yer altına basılıyor

Bursa sahip olduğu toprak ve su zenginliği bakımında bir tarım kenti olması gerekirken önce tekstil ardından oto sanayi ile birlikte sanayi kenti durumuna getirilmiştir. Bu gelişmenin sonucunda Bursa Ovası’nın büyük bir kısmı konut ve sanayi tesisleri tarafından istila edilmiştir. Zengin ova toprağı üzerinde yükselen küçük atölye ve sanayi tesisleri gereksinim duydukları suyu yer altı suyundan karşılamaktadır. Özellikle boyama sanayi için çok gerekli olan su bu açılan kaçak kuyularla bedava karşılanmaktadır. Bu su üretimde kullanılıp kirletildikten sonra yine yer altına basılmaktadır. Böylelikle en temiz ve damıtılmış durumdaki yer altı suyu gittikçe kimyasal kanalizasyon durumuna gelmektedir. Yetkili makamlar bu durumu bildikleri halde hiçbir önlem almamaktadırlar. Sanayi tesisleri ve atölyeler ani baskınlarla sürekli denetim altında tutulmalı, kaçak kuyular kapatılmalı, yer altına kirli su deşarjı engellenmelidir.

 

İmtiyazlı fabrika Cargill

Uludağ’dan bahsederken, İznik Gölü kenarında kurulu bulunan ve hakkında iki kapatma, bir yürütmeyi durdurma kararı bulunan Cargill’i de saymadan geçmemek gerekir. Cargill günde 6000 m3 suyu Uludağ’dan inen bir yeraltı deresinden sağlamaktadır. Türkiye’deki pancar üreticilerin baş belalısı Cargill, kurulduğu günden bu yana İznik ovasında üretim yapan köylülerin kullandığı yeraltı suyunun önemli ölçülerde azalmasına neden olmuş ve su derine çekilmiştir. ABD başkanının, Başbakan Tayip Erdoğan’dan bizzat ricası üzerine, AKP hükümeti Cargill’in bulunduğu alanı önce Özel Endüstri Bölgesi ilan etmiştir. DOĞADER bu karara karşı açılan davada müdahil olarak yer almıştır. Mahkeme görülen davada, yürütmeyi durdurma kararı vermiş ve dönemin Bursa valisi hakkında soruşturma açılmasına kararlaştırmıştır. AKP Hükümeti adrese teslim yeni bir yasa değişikliğiyle Cargill’i kurtarmıştır. Bu yasa değişikliği ile tarım alanları üzerine inşa edilen sanayi tesisleri arsa büyüklüğüne göre belirlenen bir ceza ödeyerek af edilmesi sağlanmıştır. Yargı kararları hiçe sayılarak uydu bir devlet gibi değiştirilen bu yasanın kamu vicdanını rahatlatmamıştır.

 

Su kaynaklarımızı satacaklar

Bilindiği gibi Dünya Su forumu Mart 2009’da İstanbul’da yapılacaktır. Bu forumun yapıldığı ülkelerde su kaynaklarının, derlerin, göllerin ve su dağıtım şebekelerinin özelleştirildiği bilinmektedir. DSİ, bu forumu ve dolayısıyla sularımızı peşkeş çekmeye memur tayin edilmiştir. Suyun ticarileşmesine karşı İstanbul başta olmak üzere pek çok yerde çalışmalar yürütülmektedir. DOĞADER baştan beri bu çalışmaların içinde olmuştur. Bursa’da su kaynaklarının özelleştirilmesine karşı olan kurumları bir araya getirecek Bursa Su Platformu kurulması için yoğun çaba harcamış ve bunun sonucunda Ekim 2008’de platformun ilk toplantısı yapılmıştır. Yapılan bu ilk toplantıda DOĞADER, Bursa Su Platformu Sekretarya görevini üstlenmiştir.

 

Su tüm canlılarındır

Biz DOĞADER olarak Uludağ konusundaki duyarlılığımızı bir kez daha duyurmak istiyoruz. Uludağ Milli Parkı sınırlarının daraltılmasına karşı giriştiğimiz hukuk mücadelesi, yürütmeyi durdurma kararı ile ilk sonuçlarını vermiştir. Kayak pistlerinin izin verilenin ötesinde genişletilmesine açtığımız daha henüz sonuçlanmamıştır. Su şirketlerinin, Uludağ’ın zirvesinden yasadışı yollardan getirdikleri su için yasal zemindeki mücadele hazırlıklarımız devam etmektedir. DOĞADER, Uludağ’ı, yasada öngörüldüğü gibi bir Milli Park durumuna getirmek için girişimlerini sürdürecektir. Uludağ ve ülkemizdeki diğer Milli Parklarda yaşayan hayvanların özgürce yaşayabildikleri, üzerindeki bitki ve ağaçların kendi doğallığıyla hiçbir insan müdahalesi olmadan varlıklarını sürdürdükleri yerler olana kadar bu azmimizi koruyacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. DOĞADER, bu konudaki hukuksuzlukları, gerekirse uluslararası zemine de taşıyacaktır. 

DOĞADER