| Çöle Dönüştürülen Sulak Alanlarımız |
|
|
|
Bugün 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü
Devlet eliyle başlatılan bu çölleşmenin etkisi, küresel iklim değişimi ile önümüzdeki on yıl içinde Anadolu'muzu kasıp kavuracağını haber veriyor bilim insanları. Günümüzde değişmedi bu anlayış... Yıldız (Istranca) Dağlarının Longoz Subasar Ormanları, İstanbul’a kurban ediyor. Sanayi tesislerinin atik suları ve kanalizasyonlar, derelerimize, göl ve denizlerimize arıtılmadan boşaltıyor. Bazı tesislerin atık suları arıtılsa bile, çıkan kimyasal çamurun ne yapıldığı ne bilinmiyor ne de bir devlet kurumu tarafından izleniyor. Dokuma boya fabrikaları başta olmak üzere birçok sanayi tesisi, kaçak kuyulardan çektikleri yeraltı suyunu kullanıp kimyasallarla ve boyalarla kirletikleri suyu, başka bir kuyudan toprağın altına geri boşaltıyorlar. Yeraltı suyundaki kirlilik hızla artıyor. Geçen yıl yaşadığımız su sıkıntısı, birçok belediyeyi yeni yeraltı su kuyuları açmaya yöneltmişti, oysa... Sanayi tesislerinin kirlettiği yeraltı suyu, artık şebeke suyu ile evlerimize kadar geliyor. Maden Yasası eliyle ormanımızı, toprağımızı hallaç pamuğu gibi dağıtan maden şirketleri, dağlarımızdan akan temiz temiz suyun ilk elden kullanıcıları aynı zamanda... En çok on yıl içinde ürettikleri maden tükenince çekip gidecekler bu şirketler... Oysa, arkalarında bıraktıkları devasa boyutlardaki siyanür çamuru, temiz sularımızı daha yüzlerce yıl birinci elden kirletmeyi sürdürecek. Kurulu bulunduğu Orhangazi ilçesindeki tüm vatandaşlarımızın kullandığı suyun iki katını bir günde kullanıyor Cargill. Ulus ötesi tarım tekeli Cargill'i kurtarmak için yasa çıkardı iktidar. Bu yasaya rağmen mahkemenin verdiği son kapatma kararı, devleti yürütme erkini elinde bulunduran AKP iktidarı tarafından uygulanmadı. Bu önemli günde, "Çöle Dönüşen Sulak Alanlarımız" dosyasını, bir kez daha gönderiyoruz sizlere... Düşman bile yapmaz dedirten bu sarsıcı öyküleri bir kez daha okuyun... Bu ibretlik öyküler, bizi yönetmek için seçilip başa geçenlere de ibret olması dileklerimizle...DOĞADER
Ta ki 1890’lı yıllarda, yüzyıllardır binlerce insanı ölümüne yol açan sıtmanın kaynağının sivrisinek olduğunu öğrenene kadar. O tarihten itibaren insanların sulak alanlara bakışı değişmiş, sıtmayı önlemenin tek ve kesin çözümünün bataklıkları kurutmak olduğu varsayılmıştır. “sivrisineği öldürmek yetmez, bataklığı kurutmak gerek” deyimi kültürümüzdeki yerini almıştır. Önceleri sadece sıtma hastalığını önlemek için başlayan kurutma çalışmaları, gelişen teknoloji ile birlikte yeni tarım alanları elde etme amacına yönelmiş, sazlık ve bataklıkların yanısıra taşkın ovalarını ve gölleri de kapsayarak artarak devam etmiştir. Ülkemizde de 1950’li yıllarda başlayan süreçte çok sayıda sulak alan kurutulmuştur. 1990’lı yıllarda Çevre Bakanlığı’nın kurulması ve sivil toplum kuruluşlarının kamu kurumları üzerinde oluşturduğu baskı sonucunda politik, yasal ve kurumsal anlamda önemli adımlar atılsa da bunlar yeterince uygulamaya yansıtılamamıştır. Bunun başlıca nedeni, su ve arazi kullanım plan ve programlarını geliştirenler arasında sulak alanların korunması fikrinin yeterince benimsenmemiş ve kabul görmemiş oluşudur. Hala bu kesim içerisinde kurutulan sulak alanlarda yaşanan olumsuzlukların farkında olmayan ve sulak alanların kurutulmasından toplum yararı bulunduğuna inanan önemli bir kitle bulunmakta ve bu kitle siyasilerden de önemli destek görüyor. Aşağıdaki makalede, farklı şekillerde (drenaj, besleyen akarsuların barajlarda tutularak sulamada kullanılması, yeraltı sularının aşırı kullanımı gibi) kurutulmuş Türkiye’nin uluslararası öneme sahip beş sulak alanı anlatılmıştır. Bir zamanlar milyonlarca canlının bir arada yaşadığı ancak yanlış müdahalelerle çöle dönüşen sulak alanlarımızın yalnızca birkaçının acı dolu geçmişini anlatan bu makale, KAD – Kuş Araştırmaları Derneği’nin hazırladığı bir araştırma raporunun özeti olarak sizlere sunulmuştur. KAD yaptığı bu kapsamlı çalışma ile her türlü övgüyü hak ediyor. “Bunu düşman bile yapmaz” dedirtecek yakın tarihimizdeki uygulamaları, yöre halkının ağzından bu makalede bulacaksınız. DOĞADERSeyfe Gölü Maksimum alan : (Doğal durumunda) 9350 hektar
1987 yılına gelindiğinde göl sularının drene edilerek kurutulmasını öngören Mucur-Seyfe Projesi DSİ tarafından yatırım programına sunulmuş, ancak Başbakanlık Çevre Genel Müdürlüğü projeye karşı çıktığı için DPT tarafından uygulamasına izin verilmemiş, Çevre Genel Müdürlüğü tarafından projenin ÇED “Çevresel Etki Değerlendirme Raporu” hazırlanması istenmiştir. Daha sonra proje hazırlanan ÇED Raporu doğrultusunda revize edilmiştir. Proje “Mucur - Seyfe Ekoloji Koruma Projesi” !!! adı ile 1990 yılında uygulamaya konmuştur. Çevre Bakanlığı’nın itirazları ve Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin başlattığı kampanyalar sonucu 1997 yılında proje bir kez daha revize edilmiştir. Kanal üzerine konacak 3 adet kapakla tahliye suyunun kontrol edilmesine karar verilmiştir. Çevredeki tüm sulama ve içme suyu taleplerinin bu kaynaklara yönelmesine sebep olmuştur. Bentle tutulan sular çevredeki tarım alanlarının sulanmasına verilmiştir. Bu güne kadar, yasal veya yasa dışı yüzlerce kuyu açılmıştır. Ramsar Sözleşmesi Listesi’ne dahil edilen Seyfe Gölü tamamen kurumuştur. Çöle dönen göl tabanından yazın havalanan hortumlarla çevresindeki tarım alanlarına tuz saçılmaktadır. Ziya Çetiner Buradan Mucur’a su verdiler, Dalakçı’ya verdiler. Kaçak kuyular açıldı. Sulamadan vazgeçtik, ne malımızın ne de insanımızın içecek suyu kalmadı. Burası yalancı bir cennetti Osman Bey, bereket yatağıydı. Göl varken elmaya bir çiğ düşer. İşte o çiğ elmaya öyle bir tat verirdi ki yemeye doyamazsın. Su yok. Aha iki sene sonra gel burada ekili yeşil bir yer göremezsin. Binlerce kuş sazlıkta kuluçkaya yatardı. Yumurtadan yürüyemezdin sazlıkta, bir metrede bir yuva olurdu. Köyün çocukları sepet sepet yumurta getirirlerdi evlerine. Hasan Ayaz Bütün bunlar yetmedi. Ne yapalım dediler? Şurada devlet üretme çiftliği var. Çiftliğin 200 bin hektar arazisi var. 50 bin hektar daha kazandıralım dediler. Drenaj kanalı vurdular, bir de ana kanal vurdular Şefaatli’ye doğru. Ne yaptı o kanal, yeraltı sularını tamamen çekti. Sadece Seyfe’nin mi? Hayır! 22 köyün suyunu bitirdiler. Okumanın gerçek gayesi etrafa ışık tutmaktır. Vatan ve millete faydalı olmaktır. Maaşını alıp kendini tatmin etmek değil. Ama sen ne yapmışsın? Cahilin elindeki lambayı alıp yere çarpmışsın, senin bu ışığın fazla diye. İşte okumuşlar bizim burada aynen böyle yaptılar. Kaç trilyona açtılar onu bilemem ama yıllarca kepçeler çalıştı. … Sonunda muratlarına erdiler, gölü tamamen kuruttular. Göl varken sanki Akdeniz iklimi vardı burada. Sonbaharda çiftçi yağmur yağacağını falan düşünmezdi. Toprağı sürer ekerdi. Yağmur yağmasa bile yemyeşil olurdu her taraf. Gölün, bir Seyfe Köyü’ne değil, bayırlarına da dağlarına da faydası vardı. Bunu biz bitirmedik. Dağdaki çoban da bitirmedi. Bu memleketin kravatlıları bitirdi. Çevre köylerdeki halkın çoğu şehre göçtü, Seyfe halkı göçmedi. Neden? İç Anadolu’da pek ağaç dikmezler. Ama Seyfe’de başkadır ağaç sevdası, ebesi dedesi ilkbahar gelince evde çay içmez, koltuğunda fidan, başlar ağaç dikmeye. Bu köyün gençleri bunun için göçmedi, mekan kıldı burada. Belki su gelir diye! Hala da bekliyorlar, birisi çıkar da bir şeyler yapar diye. 205 çeşit kuşun ebelerinin, dedelerinin yurdu olan Seyfe Gölü, oldu Seyfe Çölü. Seyfe Köyü de oldu bir harabe, hiçbir hayat kalmadı ne suyunda, ne de havasında. Gökyüzünde kuşlar tespih gibiydi, flamingolar dizi diziydi burada. Anadolu’nun mavi boncuğuydu Seyfe. Artık yok. Seyfe Köyü öldü. İrfan Gökbayrak (Eski Muhtar, 1994-2000) Muhtarlık yaptığım dönem içinde en alt kademeden Cumhurbaşkanlığı’na kadar defalarca müracaatta bulunduk. Defalarca Vali Bey’e çıktım. Vali Bey dedi ki “Muhtar boşuna uğraşıyorsun. Bunlar işlerini Ankara’dan hallediyorlar. Biz Ankara’nın söylediğini yapıyoruz. Bize sadece aç ya da kapa diyorlar. Biz de yapıyoruz. Siz geliyorsunuz burayı kapatalım diye uğraşıyorsunuz. Onlar geliyor sizden önce açtırıyorlar.” Benim tahminim kaynakların suyu %80 drenaj kanallarına gidiyor. Kanallara kontrol ve seviye kapakları koymuşlar, ama yanlış yere koymuşlar. Kapakları koydukları yerde zaten su yok ki. Çiftçinin suçu yok mu? Bizim de suçumuzda var tabii, suyu bilinçli kullanmıyoruz, hor kullanıyoruz. Ben de çiftçiyim. Pancar ekiyorum. Pancar çok su ister. 5 saat su yetiyorsa, 7 saat suluyoruz. Babalarımız, dedelerimiz mezarlarından kalksalar var ya, vallahi kafayı bozarlar. Bizi değnekle kovalarlar. Ne yaptınız siz, diye! Gavur Gölü Geniş ve korunaklı sazlıklar, açık su yüzeyleri, subasar ormanlar, geniş çayırlıklar ve tatlı su bataklıkları gibi uygun yaşam ortamları, ılıman iklim koşulları, zengin besin varlığı ve kuş göç yolları üzerinde kilit bir noktada bulunmasının sağladığı avantajlar Gavur Gölü’nü başta su kuşları olmak üzere yaban hayatı bakımından Türkiye’nin en önemli sulakalanlarından biri yapmıştır. Ocak 1968’de gölde sayılan 900 000 su kuşu bunun en önemli göstergesidir. Hemen her sulakalanda kurutulduktan sonra gerek göl alanında gerekse etki alanlarında su rejiminin bozulması, kuraklık, iklimin sertleşmesi, çölleşme veya erozyon gibi pek çok olumsuzluk yaşanır. Ancak Gavur Gölü’nde diğer alanlarda pek fazla görülmeyen bir olay olur. Göl tabanındaki geniş turbalık alanlar yanmaya başlar. Öyle ki Kahramanmaraş Belediyesi bu yangınları söndürmek için itfaiye araçları alır, özel itfaiye ekipleri oluşturur. Ama söndürmek ne mümkün, toprak içten içe yanar. Yangınlar yıllarca devam eder. Bir çok yerde nerdeyse 1-1,5 metre kalınlığında toprak kayıpları olur. 1990’lı yılların ortalarında Gavur Gölü’nün yeniden oluşturulması yönündeki istek ve çabalar yoğunlaşmıştır. Bu çalışma, geçmişteki Gavur Gölü’nün yeniden geri kazanılmasının artık mümkün olamayacağı ancak Gavur Gölü’nün küçük bir modelinin oluşturulabileceği sonucuna varılmıştır. 2005 yılında yapılan “Gavur Gölü Restorasyon Toplantısı” sonucu “Geçmişte yapılan müdahalelerle hidrolojik yapısı bozulan Gavur Gölü’nün Büyükgöl olarak adlandırılan alanına yıl boyunca su bulunduracak şekilde sulakalan ekosistemi oluşturulmasına ve bunun için ilgili kuruluşlar nezdinde çalışmaların başlatılmasına” karar verilmiştir. Kemal Güçlü (Sanayici ve çiftlik sahibi, Kahramanmaraş’ta oturuyor) Her gün üç-dört kamyon balık avlarlardı. Binlerce ton balık Suriye’ye ihraç edildi. Ne anlatayım? Burası öyle anlatmakla bitecek gibi değil. Akşam saatine yaklaştığı zaman yaban ördekleri yayılmak üzere kalkarlardı. Baraj altına giderlerdi. Adıyaman Gölbaşı’da çeltik sahaları vardı, oraya giderlerdi. İşte o zaman iki dağın arası ördekle dolardı. Gök tutulurdu. Bu ördekler nereye gitti şimdi? Ne oldu? Nasıl değişti? Anlamak mümkün değil. Eski adamlar gelse imkanı yok, buna inanmazlar. Buraya bir şeyler olmuş derler. Bu gölde bir bıldırcın olurdu. Bitip tükenecek gibi değil. Ben burada doğdum büyüdüm. Bu gölün o günlerini yaşadığım için, bildiğim için bugünkü haline bakıp bakıp kahroluyorum. Burası eskiden çok muhteşemmiş. Bu gölün tabanında 8 tane mamut iskeleti bulundu
Eskiden millet camız beslerdi burada. O kadar çok camız vardı ki... Akşam olup da gölden çıktılar mı tutulurdu her taraf. Demiryolunun oralar simsiyah olurdu camızlardan. Yem çok pahalı. Yemi kendin üretirsen hayvancılık yaparsın. Yoksa olmaz. … Ben aynı zaman da hayvancılık da yapıyorum. Bu sene 550 dönüm mısır ektim, sırf yem yapmak için. Eskiden böyle miydi? Üçgül diye bir ot vardı, böyle burcu burcu kokardı. Doğaldı. Ne gübresi vardı, ne de bakımı. O üçgülü yiyen hayvanın eti bile farklı olurdu. Suat Yılmaz (Kahramanmaraşlı, emekli, avcı, 73 yaşında) Sular çekildikten sonra, gölden dumanlar çıkmaya başladı. Ne oluyor dedik. Toprak yanıyor dediler. Şaşırdık. Mahalleli hep beraber gittik baktık. İnanılacak gibi değil. Gerçekten kuruyan yerler ateş almış yanıyor. İnanır mısınız yağmur yağdığı halde söndüremiyor. Su birikiyor gene sönmüyor. Yıllarca yandı. Yıllarca duman altında kaldı oralar. Öyle ki, göl tabanında çukurlar meydana geldi, yarıklar oluştu. Öyle çukurlar ki avcılardan düşenler oldu. Ökkeş Bayazıt (Kahramanmaraşlı, çeltik yetiştiriyor, hayvancılık yapıyor, 62 yaşında) Bugün İnekhane’nin bulunduğu arazide içine girilemeyecek sıklıkta dişbudak ormanı vardı. Biraz arazi elde etmek için bataklığı kuruttular, ormanı işgal ettiler, kestiler. Şimdi küçük bir orman alanı kaldı. Sadece bu gölün kurutulması değil, zirai mücadele ilaçları, fenni gübre tabiata çok zarar verdi. Fareler çoğaldı, mısırları yiyor, çünkü yılan kalmadı. Leylek yılanı yer, yılan fareyi. Tabii denge bozuldu. Seydihan Kılılıoğlu*(Kılılı Kasabası’ndan, çiftçi, 64 yaşında) Ereğli Sazlıkları Maksimum alan : (Doğal durumunda) 21 500 hektar Ereğli Sazlıkları kurutulmadan önce Türkiye’nin en geniş sazlıklarına sahip sulakalanıydı.
Günümüzde, sadece küçük bir su aynası (2006 yılında bu ayna da kurumuştur) ile bunu çevreleyen sazlıklar ve geniş çorak alanlar kalmıştır. Ereğli Sazlıkları’nın kurutulmasıyla Türkiye’nin en geniş sazlıkları, sulak çayırlıkları yok edildiği gibi, suyun çekildiği ve taban suyunun düştüğü alanlarda ciddi boyutlarda bir erozyon başlamıştır. Sulakalanın kurutulması nedeniyle bu ölçüde erozyonun yaşandığı Türkiye’de başka bir örnek bulunmamaktadır. Ereğli Sazlıkları besin varlığı, özellikle de balık stokları yönüyle ülkemizin en zengin sulakalanlarından biridir. Sadece 2000 çift Ak Pelikan’ın alanda kuluçkaya yatması dahi bunun en önemli göstergesidir.
İvriz ve Gödet barajlarının inşa edilmesi ve alanı besleyen tüm suların bu iki barajda tutularak tamamının sulamaya verilmiştir. Bu nedeniyle su seviyesi düşmüş, sazlık ve bataklık alanlar büyük ölçüde kurumuş, buna bağlı olarak da geçmişte büyük sayılarda alanda üreyen beslenen ve kışlayan pek çok kuş türü ya alanı tamamen terketmiş ya da sayıları oldukça azalmıştır. 2002-2003 yıllarında yapılan gözlemlerde geçmişte önemli sayılarda üreyen ve alana Önemli Kuş Alanı (ÖKA) statüsünü kazandıran türlerden pek çoğuna rastlanmamıştır. Ereğli Sazlıkları’nın kurutulmasıyla Türkiye’nin en geniş sazlıkları, sulak çayırlıkları yok edildiği gibi, suyun çekildiği ve taban suyunun düştüğü alanlarda örneğine rastlanmayacak boyutlarda bir erozyon başlamıştır. Turgut Yavuz Cengiz Abdullah Necmettin Uysal Ereğli’de de, 2004 yılında hiçbir meyve olmadı, yetişmedi. Sebebi de, 2-3 derece bir ısı düştü, don aldı. Elbette Akgöl duruyor olsaydı, rutubet de olacaktı. Bu don da yaşanmayacaktı, Ereğli de meyvesini alacaktı. Ziraat’in açıklaması: 22 trilyon zararı var. Sadece meyvede değil zarar. Buğdayda da, arpada da su alamadığı için verim düştü. Pancarı da düşünürsek 22 trilyonluk zarar 8-10 katına çıkar. İşte doğaya müdahale ettiğiniz zaman tepkisi çok şiddetli oluyor, bir daha da geri dönüşü olmuyor. Eşmekaya Sazlıkları Koordinatlar: 38°14’ K 33° 31’ D Rakım: 945 m. Maksimum alan: 7930 hektar (Doğal durumunda) BUGÜN TAMAMI KURUDU. Bulunduğu il(ler) ve ilçe(ler): Aksaray-Eskil
Suyu olmayan bir barajın yapımının ve 5 yıl içerisinde barajı dolduracağı varsayılan suların nasıl yok olduğunun irdelenmesi ve dersler alınması bakımından önemli bir örnektir Eşmekaya. Mahkemenin bend yapımını durdurma kararı üzerine, DSİ daha önce açtığı çukurları doldurmak için Kurula başvurur. Ancak, asıl niyeti çukurları doldurmak değil, alınan izinle baraj gövdesi inşaatı çalışmalarına devam etmektir. Nitekim çukurları doldurmak için alınan izinle baraj gövdesinin inşaatına devam edilir. 5 Ekim 1999’da Çevre Bakanlığı’nca “ÇED olumlu görüşü” olmadığı için faaliyetin durdurulmasına yönelik Konya Valiliği’ne ve DSİ’ye bildirim yapılır. Şüreç içerisinde alandan sorumlu Orman Bakanlığı Milli Parklar, Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü ve sivil toplum kuruluşları tarafından defalarca yapılan işin yanlışlığı yönünde açıklamalar yapılır, faaliyetin durdurulması istenir. Ancak tüm bu uyarıların ve durdurma kararlarının hiçbirisi Eşmekaya’yı yok etmek isteyenleri yolundan alıkoyamaz, inşaata devam edilir. Baraj inşaatına başladığı tarihlerde bölgede aynı Bakanlık tarafından başka bir proje daha başlatılır: “Yeşil Hat Projesi”. Projenin amacı, bölgede kuru tarım yapılan geleneksel ürünlerin ekiminden vazgeçilerek, bahçecilik, pancar ve mısır gibi daha fazla gelir getirecek sulu tarım koşullarına geçilmesini sağlamaktır. Projenin yaygınlaştırılması için önce elektrik hattı olmayan alanlara Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından elektrik hatları çekilir. Sulu tarıma geçişin sağlanması için kendi imkanlarıyla kuyu açan çiftçilere devletin elektriği bedava vereceği söylenir. Bu uygulama 2003-2004 yılına kadar devam eder. Yüzlerce yeni kuyu açılır. Yeraltı sularına aşırı yüklenme olur. Zaten su kaynakları oldukça sınırlı olan yörede kısa sürede yeraltı suları çekilir. Barajın % 80’i tamamlanır, ancak bırakın barajı doldurmayı, barajın tabanındaki toprağı dahi ıslatacak su kalmaz ortada.
Acı bir trajedi yaşanır. Artık ortada ne uluslararası öneme sahip sulakalanlarımızdan biri olan Eşmekaya Sazlıkları kalmıştır. Ne yıllardır mera olarak kullanılan çayırlıklar, ne de tarım alanlarını sulayacak (trilyonlar harcanarak yapılan) Eşmekaya Barajı. Daha da acısı sulu tarıma geçilerek bahçeler kurulması beklenirken (yeraltı suları da bitirildiği için) var olan meyve bahçeleri ve kavaklıklar da yok olmuştur. Tayfur Başkan (Eşmekaya Kasabası) Mehmet Çolak (Eşmekaya Kasabası) 12 trilyon barajda kurudu 03.07.2005, Hoşgeldiniz (Yerel Gazete)
AVLAN GÖLÜ
Avlan Gölü, toprak dağıtılan köylüler de dahil yöre insanının talepleri doğrultusunda yeniden oluşturulmasına karar verilen ilk sulakalandır. Abdullah Şeyhoğlu Taner Beker ...Üç dört senedir gölde su tutulmaya başlandı, civar köyleri de boş geçelim. Pırasanlar tarafı, Eymir tarafı, Beyler tarafı dediğimiz daha uzaklarda bile yeraltı suyu yükselmeye başladı. Bu göller kurutulmadan önce yaklaşık 75-80 cm kar yağardı buraya. Yıllardır bırakın ovayı, yükseklerde, dağlarda bile 10-15 cm.’yi geçmiyor. Kanallarda bile su bitti. Biz devletten toprak falan istemiyoruz. Bir tek şey istiyoruz. Avlan Gölü’nde yeniden su tutulsun. Gürsel Karadeniz ... ve AVLAN GÖLÜ SUYA KAVUŞTU
Ancak, on yıllık bu uzun uğraşının üzerinden daha 20 yıl bile geçmeden Elmalı ilçesine bağlı 37 köy muhtarı ve belediye başkanı, 3000’e yakın yöre insanının da imzasıyla 01.08.1994 tarihinde Çevre Bakanlığı’na başvurarak Avlan Gölü’nün yeniden oluşturmasını talep eder. Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçiş noktasında bulunan Elmalı Ovası’nda göllerin kurumasıyla karasal iklim lehine değişimler yaşanır. Yazlar daha sıcak, kışlar ise daha soğuk geçmeye başlar, yağışlar azalır. Özellikle kış ve ilkbahar aylarında görülen çiğ ve sis olayları göller kurutulduktan sonra görülmez olduğu için elmaların çiçeklenme döneminde sık sık don olayları meydana gelir. Elma verimi düşer ve yüzbinlerce elma ağacı kesilir. Göllerin kurutulması sadece elmaları etkilemez. Diğer tarımsal ürünlerde (örneğin nohut, şeker pancarı ve kavun gibi yaygın üretimi yapılan diğer tarım ürünlerinde) de verim düşer. Bu arada 5-6 metreden su çekilirken, göllerin kurutulmasından sonra 70-80 metrelerden dahi su çekilemez olur. Topraklar çoraklaşmaya başlar. Çoğu yerde oluşan derin çatlaklar yüzünden toprak sulamaz hale gelir. Avlan Gölü’nün kurutulması alt havzayı da olumsuz etkiler. Alt havzada bulunan Başgöz Deresi tamamen kurur. Aykırı ve Badız Çayları’nın ise suları yarı yarıya azalır. Elmalı Ovası’nı çevreleyen dağlar, tarih boyunca değerli kerestesiyle gemi yapımında, saray ve tapınakların inşaatında, firavunların tabutlarında kullanılan ve reçinesinden mumyalamada yararlanılan sedir ağacının en iyi yetiştiği topraklara sahiptir. Ne yazık ki göllerin kurutulması sedir ağaçlarını da etkiler. Kuşların yöreyi terk etmesiyle önemli bir sedir ağacı zararlısı olan sedir bitinin populasyonu hızla artar ve bu yüzden binlerce sedir ağacı kurur. Sulakalanlar, besin zincirinin en altında yer alan planktonlardan en üstteki su kuşuna kadar onbinlerce yıllık doğal süreçlerin oluşturduğu ekosistemler. Bir kez kaybedildi mi aynı koşulları yeniden oluşturmak olanaksız gibi. Bu yüzden 1970’li yılların Avlan Gölü’nü de geri getirmek belki de hiçbir zaman mümkün olmayacak; ama yeni oluşturulan Avlan Gölü yine yeraltı suyunu besleyecek, yörenin iklimini yumuşatacak, çevresindeki meralara ve tarım alanlarına bereket saçacak; böceğinden kurbağasına, balığından kuşuna yeni bir sulakalan ekosistemi oluşacak; yine göle gelen kuşlar geçmişte olduğu gibi sedir bitleriyle beslenerek tüm Akdeniz’in en güzel sedir ormanlarının yaşamasına destek olacaklar. Pahalıya mal olsa da yıllar sonra bir yanlıştan dönülür. Darısı bir zamanlar bir parça daha fazla tarım toprağı diye kurutulan diğer sulakalanlara! Bu dosya, KAD – Kuş Araştırmaları Derneği’nin yaptığı bir çalışmadan özetlenerek hazırlanmıştır. DOĞADER - Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği
|







Kanallar tamamlanınca su çekildi. Su çekilince yazın toprakta bir yanma başladı. Toprak yanar mı? Valla cayır cayır yanıyor. İnanılacak gibi değil. Sabahın erken saatlerinde bu yoldan gidemezdin. Her yer duman olurdu. Yollar tıkanırdı. Aşağı yukarı bir adam boyu toprak yandı. Bazı yerlerde hala yanıyor. Vatandaş şimdi bu toprağı satıyor. Niye diye sorarsanız, madem faydalanamıyorum, bari satayım diyor. Binlerce yılda oluşan Gölün orijinal toprağı, kamyon kamyon İstanbul’a gidiyor çiçek toprağı olarak. Başka illere gidiyor. Ne yapsın vatandaş satmazsa zaten yanıyor.



