İlişkili Sayfalar

 
Banner
Tarım ve Sanayi Print E-mail

BURSA İLİNDE ORGANİZE SANAYİ VE TARIM İLİŞKİLERİ

 Bursa tarihi ve kültürel birikimi, doğal ve çevresel yapısı hızla gelişen tarım, sanayi ve turizm sektörü ve bunlara bağlı yan kollar ile yetişmiş ve yetişmekte olan insan gücüne sahip önemli bir ilimizdir.

 Yoğun işgücü gerektiren sanayi kollarının ve yan dallarının hızla gelişmesi, hızlı nüfus artışını da beraberinde getirmiştir. Özellikle 2001 2002 yılından bu yana tarımda IMF ve Dünya Bankası ile Avrupa Birliği sürecindeki dayatmalarla tarımda hızlı çöküş yaşanmış ve Anadolu hızlı bir göçe tanık olmuştur. Bu süreç halen sürmektedir. Şeker yasası, tütün yasası, özelleştirmeler ve benzeri tahribatlarla, tarım nüfusu hızla düşmekte ve göç önlenemez bir durum almaktadır. Tarımda

girdilerin artması ve küresel ısınmayla ortaya çıkan iklim değişiklikleri sonucu sel ve kuraklık gibi doğal afetlerle beraber köylü kent merkezlerine varoşlara koşmuştur. Doğu bölgelerimizdeki sıcak süreci de buna eklediğimizde ortada hiçte küçümsenmeyecek bir göç fırtınasının olduğuna tanıklık ediyoruz.

 İşte bu hızlı göç ile beraber Bursa nüfusu 2007 sayımlarına göre 2.500.000 kişi olmuştur. Artan nüfusun gereksinmeleri sanayi bölgelerinin çevresinde ve ana bağlantı yolları üzerinde kaçak konutlar ile yeni sanayi tesislerinin yapılmasına neden olmuştur.

 Son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de hızla çoğalan nüfusun gereksinimlerini karşılamak amacı ile tarım alanları artan yoğunlukta kullanılmaya başlanmıştır. Besine olan yüksek gereksinim ve ürün artışı beklentisi, sağlanabilir doğal kaynakların optimum bir şekilde kullanılmasını ve kaynakların daha eşit paylaşımını gerekli kılmaktadır.

 Arazi ve ürün artışı arasındaki ilişkiler sadece besin üretimi ve açlık üzerine etkili olmayıp aynı zamanda araziler için yarış, yanlış yönetim, çevresel bozulmalar, kitlesel göçler ve politik istikrarsızlık üzerine de etkili olmaktadır.

  Hatalı ve yanlış kullanımlar sonunda en önemli doğal varlıklarımızdan birisi olan topraklarımızın erozyon, sanayi ve yerleşim alanı olarak kullanılma, çoraklaşma ve kirlenme ile beraber yok olmaktadır.

 Buradan ilimizde özellikle Bursa Ovası tarımsal üretimi kısıtlayan en önemli sorunlardan olan hızlı sanayileşme ve nüfus artışına bağlı kentleşme sonucu verimli tarım topraklarının kaybını incelersek;  Toplam 1.081.954 hektar yüzölçümüne sahip olan Bursa ilimizin 465.086 hektarı yani toplam arazi varlığının %42,2 si tarım arazilerinden oluşmaktadır. Söz konusu arazilerin 292.947 hektarı yani %62 si I.II.III.IV. sınıf araziler iken her türlü tarımsal üretime uygun I.sınıf arazi miktarı 71.482 hektardır. İl topraklarının %35 ini Doğu Batı doğrultusunda uzanan dağlar kaplamaktadır. Ovaları ise toprak varlığımızın %17 si kadardır. Yükseklikleri Güneydoğuya gidildikçe artan önemli ovalar Bursa, Mustafakemalpaşa, Yenişehir, İnegöl, İznik ve Orhangazi’dir.

 1960 yılından sonra ülke genelinde hızlı bir sanayileşme süreci yaşanırken, bu süreçten en fazla pay alan ve desteklenen kentlerden biri olmuştur Bursa. 1962 yılında ilk olarak ilimizde Mudanya yolu üzerinde oluşturulan Organize Sanayi Bölgesi ve 1969 yılında Yalova yolu üzerinde Tofaş otomobil fabrikasının kurulması ile beraber bu süreç 1970 li yıllarda hızlanmış ve günümüzde doruk noktasına ulaşmıştır. Böylece Mudanya, Yalova, İzmir ve Ankara gibi kentleri birbirine bağlayan ana ulaşım yolları üzerinde oluşturulan sanayi bölgeleri, Bursa ovasının verimli tarım topraklarının geri kazanılmayacak bir biçimde yok olmasına neden olmuştur.

 Bursa Ovasında yaşanan bu süreç son yıllarda ilimizin diğer ovalarına da,  özellikle Yenişehir ve İnegöl ovalarında ivme kazanmıştır. Böylece büyüyen sanayi tarım topraklarına doğrudan, çevre kirliliği ile (yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kirleterek) dolaylı olarak zarar vermiş ve vermektedir.

 1969 yılı verilerine göre yerleşim ve sanayi alanı 1925 hektar iken, bu durum 1983 yılında 5089 hektar, 1993 yılında 9261 hektar olmuştur. Bu genişlemenin tamamı tarım arazilerinden meydana gelmiştir.1995 yılında bu rakam 13.976 hektar olmuştur.

 Sanayi alanlarının 1960 yılında toplam yerleşim alan içindeki payı % 8 iken (ticari alanlar hariç) 1976 da % 13,1995 de % 17 civarındadır.

 Burada dikkat edilmesi gereken asıl konu kent bütün dinamikleri ile büyürken, sanayi bölgeleri daha da büyümektedir.

 1960 tan 1995 e 30 yıllık süreç de meydana gelen kaybın tarım toprakları karşılığı 8738,4 hektardır. Bu kaybın sadece sanayiden dolayı meydana gelen kısmı 4.350 hektardır. Buna bir örnek vermek gerekirse, Bursa Organize Sanayi Bölgesi, 1965 yılında 272 hektar iken son olarak 1998 yılında 4.tevsi sahası ile toplam OSB alanı 670 hektar olmuştur. Bu bölgenin tümü tarım yapılan işlenebilir tarım arazisi iken sanayi alanına dönüşmüştür.

 1976 yılında ova koruma protokolünün (Bursa ilinin ve doğal kaynaklarının yönetiminden sorumlu tüm kurum ve kuruluşların imzasıyla) imzalanmasından 2001 yılına kadar geçen sürede 11.224.5 hektar olan protokol alanının 25 yılda % 19 kaybedilmiş, 2.184,4 hektarı tarım arazisi olmak üzere, sanayi, yerleşim ve park alanı olarak, geri kazanılmayacak biçimde kaybedilmiştir.

 16 Mart 2006 tarihinde Bursa Büyükşehir Belediyesinin, Bursa’yı 7 bölgeye ayırıp 1/100.000 Çevre Düzeni planını öteleyerek, yürürlüğe aldığı katılımcılıktan uzak, ova koruma protokolü ve sınırlarından bahsetmeyen 1/25.000 planları hayata geçirmeye başlamıştır.

 Bursa da 1994 yılında başlatılan ve Türkiye de ilk olan Bursa ilinin tüm paydaşlarının, resmi kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin belediyelerin, üniversitelerin ilgili fakültelerinin ortak katkı ve çalışmaları ile üretilen ve tüm Bursa ilinde tartışıldıktan sonra onaylanan 1/100.000 çevre düzeni planına gözardı edilerek hazırlanan 1/25.000’lik planların katılımcılıktan uzak ve harcanan emek ve kararlardan yararlanılmadan ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

 Bu süreç Yenişehir ve İnegöl ovalarında da paralellik izlemekte ve buralarda da Organize Sanayi süreci hızla gelişmektedir. Bu bölgelerde de sanayinin, yerleşim ve diğer havaalanı, otoyol, tren yolu gibi nedenlerle tarım topraklarının yok edeceği bir gerçektir. Şimdilik Karacabey, Mustafa Kemalpaşa ve İznik ovasının biraz daha şanslı olduğunu söyleyebiliriz.

 Tarımsal arazilerimizin tamamen kaybedilmesinin yanında, sanayinin çevresel etkilerini de tarıma etkilerini açmak isterim.

 Günümüzde Bursa da, Bursa Organize Sanayi, Demirtaş Organize Sanayi, Nilüfer Organize Sanayi, İnegöl Organize Sanayi, Yenişehir Organize Sanayi, Gürsu Organize Sanayi gibi Sanayi Bölgelerinin dışında, Ovaya yayılmış organize niteliği almamış birçok sanayi kuruluşu ile bütün engellemelere rağmen, politik ve siyasal güç elde edilerek büyük ekonomik rantlar karşılığında kurulan Cargill gibi büyük işletmelerde doğrudan tarım alanları üzerinde kurulmuştur. Bunlar için özel yasalar çıkarılmıştır.

 Bunların tümünün ortak özellikleri çevre etkileri ile bulundukları bölgelere zarar vermeleridir. Kullandıkları su kaynakları: genelde yeraltı suyudur. Bu suların ne kadar kullanıldığı bilinmemektedir. Kullandıkları suların büyük kısmının geri dönüşümü yoktur (sadece OSB‘ nin geri dönüşüm ileri teknoloji ile çalışan arıtması vardır.) Atık sular çevreye, derelere oradan da Marmara Denizine kadar ulaşmaktadır. İnegöl, Yenişehir Sanayilerinde merkezi bir arıtma yoktur. Lokal olarak bazı fabrikaların vardır fakat ne kadar çalışıp çalışmadığı bilinmemektedir. İnegöl Yenice Belediyesi Sanayi Bölgesinden gelen suyun arıtılmadığı gözlenmektedir.

 Yeşil çevre arıtma tesisi sadece fiziksel ve biyolojik arıtma yapmakta, kimyasal arıtma yapmamaktadır.(Gürsu, Kestel, Barakfaki Sanayi Bölgesini kapsamaktadır) Demirtaş Sanayi içinde bulunan arıtma için aynı uygulama mevcuttur. Nilüfer çayı tamamen kirlenmiş ve bu kirlilik Marmara Denizine kadar ulaşmaktadır.

 Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere kimyasal arıtma yapılmayan yani ileri teknoloji kullanılıp, atık suların arıtılmadığı hiçbir su tarımda kullanılamaz. Bu suların derelere bulaşması ile temiz su yatakları kirlenmekte ve bu kirli sularda tarımda kullanılamamaktadır.(Ağır metal, tuz, asit vs kimyasallar nedeniyle).

 Sanayi tesislerinin yeraltı su kaynakları yıl boyunca kullanıldığından tarımsal su ihtiyacı için yeraltı suları artık yetemez duruma gelmiştir. Tarımsal sulama için kullanılacak suyun miktarını da azaltmaktadır.

 Organize Sanayi ve diğer sanayi fabrikalarının en önemli zararlarından biri de katı ve gaz atıklarıdır. Bacalardan çıkan gazla beraber katı partiküller tarımsal ürünlerde yanma, leke ve kaliteyi bozucu etkilerle zararlı olmaktadır. Örneğin, bir tekstil boyahane fabrikası bacasından çıkan partiküller meyvelerde cilt yanığı ve leke yapmakta, yapraklarda toz ve sıcaklık oluşturup, bitkinin gelişmesi ne engel olmaktadır. Bütün bu olumsuzluklara ilave edilecek birçok etken vardır. Amaç bu olumsuzlukları en aza indirmektir.

 Ülkemizin sanayiye de tarıma da ihtiyacı olduğunu bilmekteyiz. Fakat görülen o ki, yakın gelecekte sanayi ve kentsel yerleşimin önünde Bursa’nın meyve ve sebze fabrikası olan tarım arazilerini barındıran Bursa ovası diye bir sorunu kalmayacaktır. Oysa Organize sanayi bölgesi için hazırlanan yönetmeliklerde de görüldüğü gibi bu bölgeler için coğrafi konum, doğal yapı ve arazi kullanım durumu, jeolojik yapı, sosyal yapı, kültürel tarihsel ve doğal varlıklar, kentleşme, planlama kararları, nüfus durumu, ekonomik yapı göz önüne alınmalıdır.

 Ayrıca ilgili birçok kamu kurum ve kuruluştan bilgi alınmalı, en başta da Tarım veKöy İşleri Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatından bilgi almaları gerekmektedir.

 Toprak kurulu gibi, toprak kullanma ve koruma kanunu gereği olur alması gibi birçok süreçten sonra çevre etki değerlendirmesinden de evet almalıdır. Sonuç olarak bu tahlilden ortaya çıkan şudur: Bursa da doğal kaynakların korunmasından sorumlu kurum ve kuruluşların (toprak su, Köy Hizmetleri, DSİ, Tarım İl Müdürlüğü, Bayındırlık İl Müdürlüğü gibi) Bu konudaki görevlerini siyasal sosyal ve ekonomik nedenlerle yapamaz  duruma getirilmeleri, kapatılmaları veya yerelde bay pas yapılmaları, tarım arazilerinin tarım dışı kullanılmalarının temel nedenlerindendir.

 Siyasi ve ekonomik rant nedeni ile merkezi ve yerel yönetimlerin mevcut plan ve protokollere uymayarak, kentleri yönetmeleri diğer bir nedenidir.

 1988 yılında onaylanarak yürürlüğe giren Bursa 2020/1/100000 ölçekli çevre düzeni planı kararlarının delik deşik edilmesi, 2004 yılında yaşama geçirilen Büyükşehir Belediye Yasası (pergel yasası) ile Özel İdareler ile ilgili yeni düzenlemelerin siyasal güç kullanma yetkisinin arttırılarak yerele taşınması ile (Belediye ve Özel İdarelere verilerek) talanın boyutunun artmış olması buda yeterli görülmemiştir. Güncel olarak karşımızda duran 800’den fazla belde ve belediyenin yerine 42 yeni belediye kurulması talan sürecinin arttırılarak devam edeceğini göstermektedir.

 Bu söylemlerin ışığında; ülke kalkınmasında sanayinin ne kadar önemli olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak sanayileşmek: tarımı gözetmemek, tarım arazilerine doğal varlıklarımıza ve çevreye bilinçsizce zarar vermek ya da yok etmek değildir.

 Bursa’da sanayileşmenin tarım arazilerine zarar vermeden gelişebilmesi için Toprak Su ve Köy Hizmetlerinin görev ve yetkilerine sahip yeni ve güçlü bir kurum oluşturulmalıdır.

 5403 sayılı toprak koruma ve kullanma kanunu gereği, Bursa da detaylı toprak etüt çalışmaları yapılarak, arazi kullanım planı hazırlanmalı ve bilgisayar ortamına aktarılmalıdır.

 Ürün planlaması yapılıp buna göre teşvik yapısı belirlenmelidir. 5403 sayılı toprak koruma ve kullanma kanununa göre mutlak, özel ürün, dikili ve marjinal tarım arazilerinin harita üzerinden (güncel olarak) belirlenmeli, 1/25.000 ölçekli nazım imar planına aktarılmalıdır.

 Her türlü plan hazırlanması ve onaylanması ile tarım dışı amaçlarla kullanılacak arazi izinlerinin alınması sürecinde kanun gereği il toprak koruma kurulundan, arazi sınıfları gözetilmeksizin, görüş öneri ve onay mutlaka alınmalıdır.

 Yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin, resmi kurum ve kuruluşların desteği ile il düzeyinde tarım arazilerinin son durumuna ait bilgiler üretilmeli, arazi kullanımı planlama çalışmaları tamamlanarak, alternatif sanayi ve konut alanları belirlenmeli ve veri tabanı oluşturulmalıdır.

 İlçe ve belde belediyelerinin sanayi alanı oluşturmaları ve tarım alanlarını imara açma yetkileri iptal edilmelidir. İlgili kurum kuruluş ve sivil toplum örgütleri ve bilim çevrelerinin görüşleri ile planlamalar yapılmalıdır.

 Organize Sanayi Bölgesi olan illerde bu bölge dışında sanayi kuruluşlarına kesinlikle izin verilmemeli, ruhsat alt yapı hizmetleri görülmemelidir.

 Tarımsal potansiyeli yüksek araziler üzerinden geçen ve kentleri birbirine bağlayan ana ulaşım yolları üzerinde akaryakıt istasyonları ve sosyal tesislerin yapımına ancak gereksinim olup olmadığı araştırılarak izin verilmelidir.

 Daha çok fazla sayabileceğimiz öneriler yanında temel anlayış şu olmalıdır; sanayiye ihtiyacımız var, fakat topraklarımızı kaybetmeyi göze alamayız.

 Çok zengin olabilirsiniz, ekmeğiniz yoksa paralarınızı yiyerek karnınızı doyuramazsınız.

 Ülkemizde 1 milyon aç, 20 milyon yoksul insan en büyük hakları olan beslenme haklarından yeterli ve dengeli beslenemeyerek yararlanamamaktadırlar.

             Orhan SARIBAL
             Ziraat Mühendisi
            DOĞADER Üyesi