Banner
Basından Seçtiklerimiz
Poşet kullanımını azaltalım Print E-mail

Plastiğin yarattığı çevre ve sağlık sorunları ortaya çıktıkça birçok ülke bu sorunla başa çıkma yolu arıyor. Poşetler, günlük yaşantımızda en sık kullandığımız plastik malzeyi oluşturuyor. Ülkemizde marketlerde, pazarlarda yapılan alışverişle birlikte ücretsiz dağıtılan poşetler, ciddi boyutta çevre sorunu yaratıyor.

Plastik poşetlerin yarattığı çevreve sağlık sorunları bilindiği halde halkımızda poşet kullanımını azaltma yönünde bir çaba gözlenmiyor. Aksine birçok kişi, evinde çöp torbası olarak kullanmak amacıyla marketlerden fazladan poşet daha almak için fırsat kollanıyor. Oysa ki, geri dönüştürülebilir atıkların belediyelerin dağıttığı özel torbalarda ayrı toplandığında çıkan çöp miktarını birkaç kat düşmektedir. Geri dönüşüm uygulamaya başlanan evlerde ortaya çıkan poşet fazlalığı her zaman gözlemlenebilecek bir olaydır.

Bakkala, markete alışverişe giderken, daha önce kullanılmış bir poşeti yanımıza alarak, satınaldıklarımızı bu poşeti kullanma alışkanlığı edinmek duyarlı her vatandaşın görevi olmalıdır.

Pazarlarda ise birçok sebze ve meyve poşete konmadan doğrudan pazar arabalarına dökülerek eve kadar taşınması sağlanabilir.

Plastik atıkların yarattığı sağlık riskleri konusunda daha geniş bilgi için:
http://dogader.org/index.php?option=com_content&task=view&id=80&Itemid=67

DOĞADER

Poşette çevre devrimi

1 Mart 2009 - Plastik poşet kullanımını azaltmak isteyen firmalar, çevre devrimi gerçekleştiriyor. Kimi pazar filelerine dönerken, kimi de çevreci poşet uygulamasına yöneldi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=ekonomi&KategoriID=&ArticleID=1065472&Date=01.03.2009&b=Posette%20cevre%20devrimi

Plastikler tarlada yetişecek!

23 Şubat 2009 - ABD'li bilim adamlari, bitkiden plastik elde etmeyi basardilar

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.malatyaguncel.com/news_detail.php?id=17805&uniq_id=1236631959
 

 
Egzoz gazı, bebekleri ana rahminde etkiliyor Print E-mail

Kentlerde yarattığımız yaşam ortamı, çeşitli sağlık riskleri barındırıyor. Egzoz gazı bu risklerin başında yer alıyor. Konut ve işyerlerinin, kentin ana arterlerine yakın olması bu riski arttırıyor. Egzoz gazının özellikle çocuklar üzerindeki etkisi daha büyük oluyor. Anne ve babaların bebeklerini gezdiriken kullandıkları bebek arabalarının ve kaldırımda yürüyen çocukların yere yakınlığı nedeniyle egzoz gazına çok daha fazla etkisi altında olduğu, yapılan uyarılar arasında yer alıyor.

Yeni yapılan bir araştırma, egzoz gazının ana rahmindeki bebeğin genetik yapısı üzerinde değişikliğe neden olarak astım riskini önemli oranda arttırdığını ortaya çıkardı. Ülkemizdeki çocukların %10'u astım hastası ve astımın görülme oranı, çocuklarda daha yüksek olmakla birlikte yıllık ortalama %5-7 oranlarında artış eğilimi göstermektedir.

Sorunun iki yönlü çözümü bulunmaktadır.

Öncelikle kentlerin ana arterleri ve buralara açılan yan yolların çok daha geniş olarak tasarlanması gerekiyor. Kentleşmiş alanlardaki dar yollarda bulunan arterlerde, trafik yoğunluğunu azaltıcı önlemler alınması gereken acil önlemler arasında yer almaktadır.

İkinci önlem ise taşıtların egzoz testleri için uygulanması gerekiyor. 2005 yılında yapılan bir değişiklikle 10 yaşının altındaki araçlar için egzoz testi iki yılda bire çıkartıldı. Ticari ve özel kullanımdaki araçların aynı kefeye konularak yapılan bu uygulamadaki yanlışlık düzeltilmelidir. Ticari amaçlı araçların özel olanlara göre çok daha fazla kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, yasa ve yönetmeliklerde yıllık olarak belirlenen egzoz ölçüm süresi ticari araçlarda yaş sınırı olmaksızın 6 aya düşürülmesi gerekmektedir.

Ölçüm için süreye ek olarak km sınırıda getirilebilir. Süre içinde dahi olsa, belli bir km yol almış araçlar sürelerin dolmasını beklemeden ölçüm yaptırma koşulu getirilebilir.

DOĞADER

Egzoz Gazı Astıma Neden Olabiliyor

16 Şubat 2009 - Yapılan bir araştırmayla, hava kirliğinin, ana rahminde bebeğin akciğerindeki "ACSL3" genini değişime uğrattığı belirlendi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=d7f3a866-c2d9-4d52-9e7e-7fb1a6aeea81

Astım Dosyası...(1)

Astım, bronşlardaki adalelerin daralması ve iltihaplanma nedeniyle, nefes alırken can yakan bir hastalık. Binlerce kişi sabaha karşı gelen krizlerle hastaneye koşuyor.

Yazı dizisini okumak için tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=38833

 
Hidrolik santraller, elektrik için mi kuruluyor sanıyorsunuz! Print E-mail

Doğu Karadeniz'in derelerine yapılması planlanan 161 hidrolik santralle karşı, çevreci kuruluşların yürüttüğü mücadele, mahkeme kararlarıyla bir bir kazanımlar elde ettikçe, AKP Hükümeti, bu kazanımları  kanunları değiştirerek delme çabasına girdi.

Karadeniz dereleri üzerine kurulacak barajların, Karadeniz'in bakir yeşilliğine büyük zararlar vereceği gibi, iklimi de olumsuz yönde etkileyecek. Milyonlarca ağaç, baraj gölleri altında can verecek. Planlanan barajların tümüyle yapılması durumunda, enerji üretmek olanaksız duruma gelecek. Dünyada benzer uygulamaların olumsuz sonuçları bilindiği halde bu barajların yapılmasında AKP hükümetinin bu kadar ısrarcı davranmasının başka nedenleri var.

Ülkemizde hidrolik santraller, enerji üretme amacıyla yapılmıyor. Hidrolik santral yapıp işletecek olan şirketlerin, baraj göllerindeki suyun kullanım hakkını da tümüyle ele geçirecek olması büyük önem taşıyor. Gelecekte enerji üretmekten çok, küresel ısınmayla birlikte daha da değerlenecek olan suyun pazarlanma konusu, bu yapımcı şirketlerin iştahını kabartıyor.

29 Mart 2009'da İstanbul'da yapılacak Dünya Su Forumu, ülkemizde yeraltı ve yerüstü sularının, derlerin, göllerin özel şirketlere pazarlanması amacını taşıyor. Yaşam için vazgeçilmez olan suyu, kapitalizmin ulus ötesi şirketlerinin ve onların yerli işbirlikçilerinin insafına terketmekte sakınca görmeyen AKP Hükümeti, Devlet Su İşleri'ni ülkemizdeki suların pazarlanmasında aracı kurum durumuna getirdi.

Dünya Su Forumuna karşı alternatif olarak DOĞADER'in de içinde yer aldığı doğadan yana kurum ve kuruluşlar, İstanbul ve Bursa başta olmak üzere birçok yerde suyun ticarileşmesine karşı platformlar kurdu. Bu platformların ortak çalışmaları sonucu, 15 Mart 2009 Pazar günü İstanbul'da büyük bir miting yapılması planlandı. Sonraki günlerde çeşitli paneller ve toplantılar düzenlenerek suyun ticari bir meta haline gelmesinin riskleri ve yaratacağı sorunlar, dünyadaki benzer örnekleriyle birlikte halka anlatılacak.

AKP Hükümeti, Dünya Su Forumuna yetiştirmek istediği bir yasa değişikliğiyle, Karadeniz'de mahkeme kararlarıyla durdurulan barajların önündeki yasal engeli kaldırmak istiyor. Karadeniz'de çevrecilerin açtıkları davalarda mahkemelerce verilen durdurma kararlarından ilki 2008 yılını son günlerinde Çağlayan Vadisi için elde edilmişti. Şubat 2009'un ilk günlerinde ise, Hemşin ve Çayeli hidrolik sanral inşaatları mahkeme kararıyla durduruldu. Bu kararların ardından yapımcı şirketler, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun yolunu tuttu. Bakan Eroğlu, bakanlığının asıl amacı olan koruma ilkesini umursamadan, çevrecileri "uydurukçu" olarak suçladı ve baraj yapımlarına destek verdi.

DOĞADER olarak, AKP hükümetinin ülkemizde doğa yıkımlarına yönelik giriştiği bu hoyratça tutumu kınıyoruz. Ayaklarımızı bastığımız toprak, içtiğimiz su ve soluduğumuz hava, dünyadaki doğal alanların ve canlı varlığının ortak uyumu sonucu ortaya çıkmaktadır. Doğal alanları yıkıma götüren her türlü uygulama, gelecek kuşakların varoluşunu tehlikeye sokacaktır. Geleceğimizi, kapitalizmin acımasız insafına terkedecek uygulamalar derhal durdurulmalı ve su kamu malı olarak kalmalıdır.

Biz DOĞADER olarak, geçmişte olduğu gibi bugünde doğanın yıkımına yol açacak her türlü uygulamaya karşı mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Doğayla uyumlu, eşit ve paylaşımcı yaşamı yaratma konusundaki çabamızı, amacımıza ulaşana kadar sürdüreceğiz.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Derelerin Kardeşliği Platformu, basın açıklamasını okumak için tıklayın.
http://www.findiklidereleri.com/haber67.htm

Karadeniz’de çevrecilerin önündeki engel Çevre Bakanı!

17 Şubat 2009 - Karadeniz’de ‘boşuna akan derelere’ santral kurulmasına destek veren, engelleyenleri ise ‘uydurukçuluk’la suçlayan Çevre Bakanı Eroğlu, Karadenizlileri öfkelendirdi.

Haberi Okumak için tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=922147&Date=17.02.2009&CategoryID=85

Yeşili yok etme lobisi işbaşında

15 Şubat 2009 - Karadeniz’deki sit alanlarında santral kurmaya hazırlanan yatırımcılar bazı projelerde yürütmeyi durdurma kararı alınması üzerine harekete geçti. Bu bölgelerde yenilenebilir enerji yatırımı yapılması için yasa hazırlığı başlatıldı.

Haberi Okumak için tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=921816&Date=15.02.2009&CategoryID=85

 
Sular çekildi, obruk tehlikesi gündemde Print E-mail

Yeraltı suyunun aşırı kullanımı Konya'nın Karapınar ilçesinde obruk oluşumlarına neden oluyor. Obruklar, yer altında daha önce su ile dolu boşlukların, aşırı su kulllanımı ile yeraltı suyunun daha derinlere çekilmesi sonucu desteksiz kalan tavanın çökmesiyle oluşuyor.

Bölgede 20 olan büyük obruk sayısı, son iki yılda 10 yeni obruğun eklenmesiyle 30'a çıktı. Akpınar Yaylası'nda oluşan son obruk, 80 metre derinliği ve 70 metre çapı ile obrukların, korkutucu boyutta oluşmaya başladığını ortaya koyuyor. Son oluşan obruk çökmesi sırasında tarlada mısır sapları hasadı yapılıyordu. Tehlike ucuz atlatıldı ancak her zaman bu kadar şanslı olunmayabilir. Son obruk, Konya - Adana yolunun 100 metre, bir akaryakıt istasyonuna ise 500 metre uzağında oluştu.

Ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi Konya'da da, yeraltı suları aşırı kullanımı nedeniyle, suların derine çekilmesi gündemdeki yerini koruyor. Kuyulardan çekilen yeraltı suyu, çoğunlukla tarla sulamada kullanılıyor. Küresel ısınma nedeniyle yağış düzeyindeki dengesizlikler, çiftçileri daha çok yeraltı suyu kullanımına itiyor. Tarla sulamalarında helen salma sulama yöntemi kullanıldığı için suyun büyük çoğunluğu bitki köküne ulaşmadan akıp, buharlaşıyor. Oysa damla sulama tekniği ile %80 daha az su tüketilerek sulama yapılabilir.

Damla sulamaya geçiş için çiftçiler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Ziraat Bankası'nın, faizsiz kredi olanaklarından yararlandırılıyor. Damla sulama yatırım bedelinin %50'si hibe olarak ödeniyor. Ana para ise 5 yılda 5 eşit taksitle ödeniyor.

Ancak birçok alanda gördüğümüz gibi bu iş içinde eli çantalı aracılar, çiftçi ile banka arasında mekik dokuyorlar. Çiftçi krediden gelen parayı hiç görmüyor. Aracı tesisi kurup kendi komisyonunu alarak kayıplara karışıyor. Bu durum birçok hatalı damla sulama projelerinin oluşmasına neden oluyor. Yapılan yatırım boşa gittiği gibi damla sulamanın çiftçiler arasındaki imajını da kötü yönde etkiliyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın, aracıları ortadan kaldırıp devlet eliyle hatasız projelendirilen damla sulama sistemlerinin kurulmasına aracılık etmesi gerekiyor.

DOĞADER

Konya'da 30 yer çöktü

10 Şubat 2009 - Tarla 70 metre çöktü. Konya'nın Karapınar İlçesi'nde son 2 yılda 10 ayrı bölgede obruk oluştu. Bölgedeki obruk sayısı daha önce oluşanlarla birlikte 30’a yükseldi.Giderek ilçe merkezine doğru yaklaşan obruklar halkı korkutmaya başladı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10967526.asp?gid=233

Konya'da obruklar ilçeye doğru yaklaşıyor

10 Şubat 2009 - Konya'nın Karapınar ilçesi Belediye Başkanı Mehmet Mugayıtoğlu, son 2 yılda 10 ayrı bölgede obruk oluştuğunu, obrukların giderek ilçe merkezine yaklaşmasının halkı korkuttuğunu söyledi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=813672&title=konyada-obruklar-ilceye-dogru-yaklasiyor

Konya'daki 80 metrelik çukur - VİDEO

Konya Akkuyu'da meydana gelen 70 metre çapında 80 metre derinliğindeki çöküntünün videosunu izlemek için tıklayın.
http://www.haber7.com/haber/20090209/Konyadaki-80-metrelik-cukur-VIDEO.php

 
GSM baz istasyonuna mahkemeden sökme kararı Print E-mail

Bursa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, bir GSM baz istasyonuna daha sökme kararı verdi. Vadafone aleyhine açılan davada karar, 3 Şubat 2009 günü açıklandı. Davanın avukatlığını, aynı zamanda DOĞADER Yürütme Kurulu üyesi olan Av. Cankat Taşkın yaptı.

Vodafone ve diğer GSM operatörlerinin baz istasyonlarının gizlemek için son zamanlarda sıkça uyguladıkları, baz istasyonuna baca yada su deposu görünümü vererek halkı yanıltma çabaları birkez daha sonuçsuz kaldı.

Bursa'nın Demirtaş Kasabası Cumhuriyet Mahallesi'nde, etkin durumdaki GSM baz istasyonunun kaldırılması için mahalle halkı adına 7 temsici tarafından 4 Haziran 2008 günü açılan dava, 3 Şubat 2009 günü yapılan 5. celsede sonuçlandı. Mahkeme, GSM baz "istasyonunun faaliyetinin tedbiren durdurulmasına ve istasyonun kaldırılmasına" karar verdi.

Dava süresi içinde mahkemenin talebi üzerine Telekominikasyon Kurumu tarafından bilirkişi atandı. Bilirkişi heyetinin yaptığı keşiften sonra verdiği aleyhe rapora rağmen, mahkemenin GSM baz istasyonunu sökme kararı, halk sağlığını korumak yönünde alınan sevindirici bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.

Vodafone, kararı temyize götürebilir ancak aynı içerikli davalarda,
Yargıtay'ın, halk sağlığını ve huzurunu koruyucu yönde kararlar verdiği biliniyor.

DOĞADER

 
Türkiye, Kyoto Sözleşmesini imzaladı Print E-mail

TBMM 5 Şubat 2009 günkü toplantısında, Türkiye'nin Kyoto Protokolü'ne katılmasını kararlaştırdı.

Kyoto Protokolü, ülkelerin küresel ısınma nedeni olan karbondioksit ve metan gibi 6 sera gazının salımlarını, 1990 düzeyine indirmesini hedefliyor. Buna göre Türkiye'nin 2012 yılına kadar bir yükümlülüğü bulunmuyor. Ancak 2009 yılı sonunda Kopenhag'da başlayacak ülkeler arası görüşmelerde, 2012'den sonraki dönemde iklim değişimine karşı daha ciddi önlemler almaları konusu gündeme gelecektir.

Türkiye'nin bu güne kadar uygulamaları, küresel ısınma gerçeğini göz ardı eder nitelikteydi. Son üç yılda ülkemizin karbon yükü %12 artarak, dünya karbon yükü artış hızında birinci sıraya yerleşti. Türkiye'nin sera gazı salımındaki bu artışın büyük çoğunluğu, işletmeye alınan yeni termik santraller ve ülke gereksiniminin çok üzerinde üretim yapan çimento fabrikaları tarafından gerçekleştirildi.

Ülkemizde halen, 45 termik santral ve 10'a yakın çimento fabrikası yapım aşamasında bulunuyor.

Yanlış politikaların faturası
Bununla birlikte nükleer santral yapımına olanak sağlayan kanuna eklenen maddelerle, 1000 megavat ve üstünde elektrik üretim kapasitesine sahip termik santrallere, 15 yıllık alım garantisi getirilmiş durumda. Bu da, 2014 yılında AB'ye üye olmayı hedefleyen Türkiye'nin, Kyoto'nun devamında ortaya çıkacak yeni sera gazı kısıtlamalarında hesaba katıldığında, yanlış politikaların faturasını vatandaşın cebinden vergilerle ödeyeceği anlamına geliyor.

Ormanlar ve doğal alanlar karbon yutaklarıdır
AKP iktidarı, maden yasası, turizm teşvik yasası, mera yasası ve son olarak 2/B orman alanlarının satışı ile ilgili yasalarda değişiklik yaparak, yeşil ve doğal alanları koruyan maddeleri kaldırmıştı. Yeşil alanlar, karbondioksiti oksijene çevirdiği için iklim değişimini durdurmaya yönelik en değerli kaynaklardır. Bu alanlar bu güne kadar gerektiği gibi korunabilseydi, elimizde güçlü bir koz olacaktı. AKP Hükümetinin, 2012 yılına kadar ülke genelinde Trakya büyüklüğünde alanın ağaçlandırılarak ormana dönüştürüleceği konusundaki açıklamaları, ne kadar hedefine ulaşır bilinmez ama orman alanlarının yok olmasına neden olan kanun maddeleri yürürlükte kaldığı sürece hedef hiç bir zaman tutturulamayacağı açıktır.

Hedef yenilenebilir enerji kaynaklar
Bir karbon atomu havada, 200 yıl kadar asılı kalabilmektedir. Bunun anlamı, bugün enerji üretiminde yakıt olarak kullandığımız kömür, petrol, doğalgazın atığı olarak duman ve külle birlikte ortaya çıkan karbondioksit, atmosferde uzun yıllar boyunca kalacak, yıllar geçse bile sera gazları etkisini sürdürecektir. Bu nedenle termik santraller ile çimento fabrika yapımları durdurulmalı, enerji yatırımlarının tümü yenilenebilir enerjilere kaydırılmalıdır. Kyoto Protokolünde nükleer santraller hiç bir zaman alternatif enerji olarak gösterilmemiştir. Kirli ve geri dönüşsüz riskler barındıran nükleer enerji bataklığından uzak durulmalıdır. Hidrolik santraller, yenilenebilir enerji olarak nitelense bile doğaya büyük zararları dokunur.

Aşırı tüketim oldukça küresel ısınmaya çözüm yok
Kyoto protokolü çerçevesinde alınan önlemlere rağmen, sera gazlarının emisyonu dünya genelinde artış göstermektedir. Dünya genelinde enerjinin büyük çoğunluğu, üretim aşamalarında kullanılmaktadır. Tüketim dünya genelinde hızla artarken,  üretim ve pazarlama aşamalarında kullanılan enerji ile ortaya çıkan karbondioksit, sorunun temel nedenini oluşturmaktadır. Yenilenebilir kaynaklar devreye sokulsa bile aşırı tüketim engellenmediğinde, küresel ısınma gerçeğine çözüm şansı bulunmamaktadır. Küresel ısınmayı engellemenin temel koşulu, aşırı tüketimi durdurmaktan geçmektedir. Eğer asıl sorun, yaşam varlığımızın sürdürülebilirliği ise, aşırı tüketimin olumsuz etkisi daha da iyi anlaşılabilmektedir.

Sorun bir sistem sorunudur
Yeri gelmişken, dünyada yaşanan finans sektöründe başlayıp reel sektöre yayılan küresel mali krizinin özünde tüketici güveninin azalması olduğu hatırlanmalıdır. Başka bir anlatımla, tüketimin azalması yada durağanlaşması, dünya ölçeğinde bir ekonomi sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Tüketimin azalması, bu kadar büyük bir sorun olarak ortaya çıkması, sorunun artık bir sistem sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Evet, bir yanda varlık nedeni tüketimin sürekli artmasına bağlı olan bir sistem, diğer yanda ise artık bu tüketimi karşılayacak kadar kapasitesi olmayan bir dünya bulunmaktadır. Bilinmesi ve çözüm bulunması gereken asıl sorun budur.

Küresel ısınmayı önleme konusundaki çalışmalarda, aşırı tüketimi hedefine almayan çabalar, sağlayacağı göreceli yarar dışında çok ta başarılı sonuçlar elde edemeyecektir.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Kyoto'ya onay sadece bir başlangıç

07 ŞUBAT 2009 - TBMM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne katılmasının onaylanması çevre örgütlerince memnuniyetle karşılanırken, ‘onay’ın sadece bir başlangıç olduğu ve Türkiye’nin konuyla ilgili sorumluluk almaktan kaçınmaması gerektiği vurgulandı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1234003122&year=2009&month=02&day=07

Kyoto yükümlülük getirecek mi

6 Şubat 2009 - Çevre ve Orman Bakanlığından Türkiye'nin Kyoto Protokolü'ne katılmasının 2012 yılı sonuna kadar Türkiye'ye her hangi bir sorumluluk getirmediği ancak Türkiye'nin küresel sorumluluk çerçevesinde iklim değişikliğiyle mücadele konusunda önemli çalışmalar yapmaya devam edeceği bildirildi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10946441.asp

 
Ormanlar haraç mezat Print E-mail

Anayasa Mahkemesinin iptal kararına ve eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in vetosuna rağmen, 2/B olarak bilinen ve orman alanlarının satışını öngören kanunu çıkarmakta ısrarlı olan AKP, meclis içi bir oyun sergileyerek 2/B'nin ön hazırlıklarını yasalaştırdı.

Mecliste Tapu Kanunu değişikliği tartışılırken, planlı bir taktikle 2/B'ye hazırlık niteliğindeki maddeler eklenerek muhalefetin gözünden kaçırıldı. Toplam 11 maddeden oluşan değişikliğin, yalnızca 4 maddesinin tapu ile ilgili, diğer 7 maddesinin 2/B yönelik olması asıl amacın 2/B'yi yasalalştırmak olduğunu ortaya koymaktadır.

AKP'nin orman alanlarını satmak için giriştiği çaba, orman işgallerini zirveye taşıdı. Yıllardır Orman Bakanlığı'nın gözü önünde gerçekleşen bu talan, suçlu olan cezalandırılmak yerine ödüllendirildiği için durmayacak, tersine daha büyük talanlara zemin hazırlayacaktır.

AKP'nin, ormanı işgal edenleri ödüllendirecek bir seçim yatırımı olarak yorumlanan bu girişimi, aynı zamanda zordaki bütçeye sıcak kaynak yaratmayı da amaçlamaktadır. Yasalaştırılan maddeler, Orman Kanunu'na aykırı hükümler içeriyor.  Muhalefet partileri, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacaklarını duyurmaları gönüllere su serpse de AKP iktidarının, suçluyu ödüllendirme politikasını sürdürmesi bu ülkenin yararına olmayacaktır.

DOĞADER

İstanbul'un yüzde 3'ü el değiştiriyor

17 Şubat 2009 - Meclis'te kabul edilen 2-B'lere ilişkin yasa üzerine detaylı araştırma: Sadece İstanbul'da 163 bin dönüm orman arazisine imar affı geliyor. Megakent'in yüzde 3'ü el değiştiriyor. Ağaç kıyımı yolda.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.aksam.com.tr/2009/02/17/haber/siyaset/718/istanbul_un_yuzde_3_u_el_degistiriyor.html

Tapu yasasından sonra Türkiye’de olacaklar

20 Ocak 2009 - Hukukçulara göre yeni tapu yasayıyla 2-B arazilerinin satılabilmesi için altyapı hazırlandı, ikinci adım arazi sahiplerine tapularının verilmesi olacak. Çevrecilere göre ise Türkiye ciğerlerini satışa çıkardı, almak için sıraya giren girene...

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.ntvmsnbc.com/news/472517.asp

5831 Sayılı Tapu Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Götürüleri Üzerine

19 Ocak 2009 - 1)Orman kadastrosu çalışmaları kapsamında yürütülen iş ve işlemlerin uygulanmasını ve özellikle de “orman” sayılmayacak kararların alın-ması daha da kolaylaştırılmıştır.  2)Kamuoyunda “2B arazileri” olarak anılan yerlerin satılabilmesi için hazırlananı yasanın uygulanması için gerekli alt yapı hazırlanmıştır.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.ekolojistler.org/5831-sayili-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanunun-goturuleri-uzerine-yucel-ca.html

436 bin hektar 2-B arazisi kayıp

18 Ocak 2009 - Orman vasfını yitirmiş arazilerin satışı tartışılırken, çarpıcı bir gerçek ortaya çıktı. Hava fotoğraflarından 473 bin hektar 2-B arazisi tespit edildi. Ancak bu rakamın 436 bin hektarı resmi kayıtlarda yok.

Haberi okumak için tıklayın.
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=18.01.2009&i=163542

2-B yürürlüğe girdi

27 Ocak 2009 - 5831 sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'un dün onaylmasından sonra bugünkü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10864900.asp

 
«StartPrev12345678910NextEnd»

Page 10 of 20