Banner
Basından Seçtiklerimiz
Loç Vadisinde Sarı Yazmalı Kadınlar Eylemde, Kadın Dernekleri Nerede? Print E-mail

loc_kadin_eylem_20101123Yaşamı savunanlar, doğadan kopmamış olanlardır. Anadolu'nun dört bir yanından isyan sesleri yükseliyor. Toprağı altını üstüne getiren maden aramalarıyla başlayan, derelerimizi boğan HES'lerle devam eden yaşam mücadelesi yurdun dört bir yanına yayılıyor.

Gözü paradan başka birşey görmeyen sermayedarlara, kapitalizme ve onun uşaklarına karşı torağını vatan diyerek savunanlara selam olsun.

DOĞADER

Loç'u Kadınlar Kurtaracak

23 Kasım 2010 - Bir avuç köylü kadını Loç vadisinin altını üstüne getiren dozerlerin önüne geçerek çevre katliamına isyan etti. Kadın hakları olunca mangalda kül bırakmayan Kadın Dernekleri, kadın bakanlar, kadın milletvekilleri, kadın kuruluşları, vakıfları mı?Hiçbirinin umrunda bile değil

Haberi okuyup, videoyu izlemek için tıklayın.
http://www.skyturk.net/locu-kadinlar-kurtaracak

Anadolu'nun dört köşesinden Tayyip'in deyimiyle "Bir takım çevreci tipler"
http://www.facebook.com/home.php?sk=lf#!/video/video.php?v=1691031123777&comments

 
Devlet Kimden Yana! Print E-mail

kandira_koylu_mitingGünümüzde öyle bir devlet yönetimi anlayışı var ki, "Bunu düşman bile yapmaz" dedirtecek türden gelişmeler yaşanıyor. Kocaeli'nin Kandıra ilçesindeki gelişmeler de tam da bu türden.

İlcede, 700 yıldır sahip oldukları arazileri ekerek geçimini sağlayan 10 köyün arazileri verimsiz olduğu öne sürülerek devlet tarafından kamulaştırılarak "sanayi bölgesi" kurmak için istimlak çalışmaları başlatılıyor.

Devletin tüm olanakları sermayenin istekleri doğrultusunda politikalar üretilerek uygulamaya sokuluyor.

Korunması gereken doğa ve tarım alanları bu politikaların kurbanı oluyor.

Kanunlardaki koruma nitelikli maddeler, adeta cımbızla ayıklanarak kaldırılıyor.

Yeni kanunlar yasalaştırılarak, toplum ve doğal alanlar kapitalizmin insafına terk ediliyor.

Tüm bunlar gerçekleşirken, Kandıra ilcesindeki köylüler gibi ateşin düştüğü yer yalnıca bu politikaların farkına varıyor.

DOĞADER

İstimlak tebligatları Kandıralı köylülerin uykularını kaçırdı

14 Kasım 2010 - KOCAELİ’nin Kandıra İlçesi sınırları içinde kurulacak Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi için köylülere ait binlerce dönüm verimli tarım arazilerine ‘Verimsiz’ raporu verilerek istimlak kararı alınması ve tebligatların art arda gelmeye başlaması köylülerin uykusunu kaçırdı. Daha önce birçok kez protesto gösterisi yapan köylüler, dedelerinin 700 yıl önce ekip biçmeye başladıkları toprakları için, taşlık araziden alınan numunelerin gösterilerek ‘verimsiz’ raporu verildiğini ileri sürdü.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16295116.asp?gid=373

Kocaeli Valiliği işgal edildi

12 Kasım 2010 - Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde yapılması düşünülen Kandıra Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesini istemeyen Kandıra Kocakaymaz ve İmrallar köyü sakinleri Valiliği işgal etti.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1289468612&day=11&month=11&year=2010

 
Cep Telefonlarının Çocuk ve Gençlere Zararı Çok Büyük Print E-mail

cocuklar_cep_telefonuÜlkemizdeki yöneticiler görmezlikten gelip önlem almasalar da cep telefonlarının sağlığa yönelik zararlarını zaman zaman WEB sayfamız aracılığıyla sizlere duyuruyoruz.

Cep telefonlar yada baz istasyonları konusunda ne zaman sağlığa etkileri konusu ortaya atılsa, yetkililerden genelde şu açıklamayı duyuyoruz. "Cep telefonlarının sağlığa etkileri bilimsel olarak kanıtlanamamıştır." 

Ne kadar ilginç? Aynı söylem, 1960'lı yılların sonuna kadar sigara üreticileri tarafından da kullanılmıştı!

Cep telefonları araştırmaları çoğunlukla yine cep telefon üretici firmalar tarafından verilen parasal kaynakla yapılıyor. Doğal olarak bu tür araştırmalarda gerçeğin kendisi değil, patronun istediği ön plana çıkıyor. 

Cep telefonları ve EM (Elektromanyetik) konusunda çok az bağımsız araştırma var. Bu bağımsız araştırmalardan bir yenisi daha kitap olarak yayınlandı.

Kitapta, cep telefonlarının özellikle 25 yaşına kadar gelişimini sürdüren çocuk ve gençler üzerinde olumsuz etkisi olduğu konusunda ciddi uyarılar var. 

Üzerine toz kondurmadığımız, iyi bir yaşam ve gelecek için her türlü yardımı esirgemediğimiz çocuk ve gençlerimizin eline cep telefonu vererek yaşamlarını büyük bir riske attığımızın ne kadar farkındayız? 

DOĞADER

Cep’te gizlenen gerçekler !

12 Kasim 2010 - Nobel ödüllü Amerikan onkolog Devra Davis cep telefonlarıyla ilgili sarcısı bir kitap yazdı ve...

Haberi okumak için tıklayın.
http://haber.gazetevatan.com/urkutucu-gercek/340227/41/Saglik

 
Macaristan'daki Tehlikeli Atık Faciası - Her an Türkiye'nin de başına gelebilir Print E-mail

Ülkemizin medyası pek ilgi göstermedi ama Macaristan'da tam bir çevre felaketi yaşanıyor. Ajka kenti yakınlarındaki bir alüminyum fabrikasındaki atık havuzunun iki ayrı set halindeki duvarı yıkıldı. Atık havuzundan 1 milyon tona yakın tehlikeli atık çevreye saçıldı. Birçok yerleşim birimi tehlikeli atıktan etkilendi. Biri 3 yaşındaki çocuk olmak üzere 4 kişi yaşamını yitirdi. Atıkla temas eden yüzlerce kişi hastanelerde yoğun bakım altına alındı. Ciltlerinde derin yanıklar oluşan yaralıların daha derinleşmesinden korkuluyor. Atık suyun Tuna Nehrine ulaşmasından endişe duyuluyor. Bu gerçekleşirse kirli suyu nedeniyle barındırdığı canlı yaşamı azalmış bulunan Tuna Nehrinde yaşam tümüyle son bulabilir. 

Topraklarının büyük çoğunluğu 1. derece deprem bölgesi üzerinde olan Türkiye'de benzer kazaları yaşama olasılığı bulunmaktadır. Türkiye'deki genel davranış biçimine bakarsak siyanürlü altın, bakır vb maden tesislerindeki atık havuzları ne düzeyde korunduğunu ancak böyle bir felaket yaşadığımızda düşünüp tartışmaya başlayacağız. Görünen odur ki, Türkiye'de tehlikeli atık üreten işletmeler teşvik edilmektedir. Hatalı ve yetersiz uygulamalara göz yummak ta bu teşvikin başka bir boyutudur.

DOĞADER

 

Alüminyum fabrikasında kaza: Çevre felaketi yolda!

6 Ekim 2010 - Macaristan'da alüminyum fabrikasında meydana gelen kazada 3 kişi öldü. Macaristan hükümeti oluşan çevre kirliliğinin bir yıldan fazla bir sürede temizlenebileceğini bildirdi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.emekdunyasi.net/ed/guncel/9250-aluminyum-fabrikasinda-kaza-cevre-felaketi-yolda

Haber Video izlemek için tıklayın.
http://video.ntvmsnbc.com/#kimyasal-camur-felaketi.html

 

 
Kültür Bakanı Günay'dan Kültürsüz Açıklama Print E-mail

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, gazetecilere "Allianoi'yi fazla karıştırmayın" uyarısında bulundu. Türkiye'nin yurt dışındaki itibarını zedeliyormuş.

Vah, vah demek geçiyor içimizden... Türkiye, tarihi zenginliklerini korumaya mı çalışıyor? Yoksa bizim bilmediğimiz bir şeyler mi var? Bakanın, tarihten anladığı yalnızca Osmanlı tarihi anlaşılan! Evet Osmanlı tarihi korunuyor. Hatta toz kondurulmuyor. Ama ya daha öncesi... Anadolu, insanlık tarihinin beşiği değil mi?

 

  • Türkiye daha dün Zeugma'yı baraj sularına gömmedi mi? 
  • Samsat (Samosata) antik kenti Atatürk Baraj suları altında değil mi? 
  • Şemsiyetepe Höyüğü, Değirmentepe Höyüğü, Köşkerbaba (Göçkerbaba) Höyüğü, Karakaya Baraj suları altında kalan belli başlı antik yerleşim alanları değil midir? 
  • Keban suları Norşuntepe, Korucutepe, Tepecik Höyüklerini yutmadı mı? 
  • Tarihin başkenti Hasankeyf'i su altında bırakacak Ilısu Barajı'na kredi veren ulus ötesi kurumlar, tarihin korunmasını gerekçe göstererek çekildiler. AKP iktidarı, inadım inat deyip, siyasi iktidar baskısını da kullanarak yerli bankalardan (Akbank, Garanti)  kredi sağlayıp barajı yapma çalışmalarını sürdürmüyor mu? 
  • Su tutmaya başladığında Yortanlı Baraj gölü içinde kalacak antik su, spa ve sağlık yurdu Allianoi'nin mahkeme kararıyla iptal edilen "kil ile gömme" kararını, "kum ile gömme" şeklinde değiştirerek, hukuku aldatarak, adaleti yanıltarak bölgede alelacele çalışma başlatan yine AKP Hükümeti nezdinde temsil edilen Türkiye değil midir?
  • Maden ocakları, otoyollar, termik santraller ve hatta sanayi bölgeleri, fabrikalar bu güne kadar pek çok tarihsel kalıntıyı yok etmedi mi?
 
Bunların hepsini Türkiye yaptı. Aynı yanlış sürdürmektedir. İnsanlık tarihi, su kenarlarında gelişti. Suya yapılan her müdahale, bilinenlerin ötesinde daha keşfedilmeyi bekleyen onlarca tarihi alanı ve doğal yapıyı, çevresinde yaşayan insanların yurtlarını, kültürlerini kaybedilmesine neden olmaktadır. Türkiye, insanlık tarihinin doğduğu bir coğrafyaya sahiptir. Yapacağı her yatırımı bu kültür varlıklarına zarar vermeden hareket etmek zorundadır.En çok 50-60 yıllık ömürleriyle baraj altında kalan tarihi alanlar bir daha geri gelmez.
 
Burada anlatılanların hepsini Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın çok daha iyi bilmesi gerekir. Bakanın yapması gereken, kültürel varlıklarımıza yapılan saldırılara göz yummak, hatanın üzerini kapatmak değil, buraların korunmasını sağlamaktır. Kültür ve Turizm Bakanlığı, kültürel varlıkları canla başla koruyucu çalışmalar yaptıkça kendi varlık nedenine ihanet eden nitelikten kurtaracaktır.
 
Yortanlı Barajı, kültür ve doğal varlıklar düşünülmeden yapılan, devletin parasının boşa harcandığı ibretlik bir baraj olarak kalmalı, su tutmasına hiçbir zaman izin verilmemelidir. İşte Türkiye düştüğü bu olumsuz durumdan ancak bu şekilde kurtulur.
 
Allianoi'nin, Hasankeyf'nin suya gömülmesine izin vermeyeceğiz. 
 
DOĞADER
 
 'Allianoi'yu fazla kaşımayın'
2 Eylül 2010 - Ankaralı gazetecilere Topkapı Sarayı'nı gezdiren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, gazetecilere ilginç bir uyarıda bulundu.
Haberi okumak için tıklayın.
 
HES İsyanları Yayılıyor. Munzur Ayakta Print E-mail

HES - Hidro Elektrik Santrallere karşı isyan ülkemizin her köşesinden yükseliyor. Karadeniz'de hemen her hafta farklı bir yerde HES karşıtı eylemler yapılıyor. HES şirketlerinin adamları ile halk, taşlı sopalı kavgalara tutuşuyor. HES şirketlerinin adamları yöre insanını taciz ediyor, dövüyor. HES'lere karşı isyan ve kin yurdun dört bir yanında yayılıyor.

HES'lere karşı son halk eylemi Munzur'da gerçekleşti. Dersim dağlarına can veren ırmaklara kelepçe vurmaya kalkanlara yine halk engel oldu. Munzur Vadisi'nde kurulacak Bozkaya 1 Barajı için sondaja gelen iş makineleri halk tarafından engellendi. Kısa zamanda toplanan 700'e yakın vatandaş makinelerin önüne geçip büyük bir direniş gerçekleştirdi. 

Munzur aynı zamanda bir milli park! Milli Parklar, yasa gereği kendi doğallığına bırakılan alanlardır. Yasa, milli parklarda ticari iş ve işlem yapılmasını da yasaklar. Yasalara aykırı olarak yürütülen işlemler nedeniyle milli parklarımızdan pek çoğu niteliklerini gün geçtikçe kaybediyor.

 HES'lere yatırım yapan sermayedar, gelecekte iklim değişimi ile daha çok gündeme gelecek olan kuraklık için yatırım yapıyor. Baraj gölündeki suyu satmak için HES'ler kuruluyor. Yöre halkının geleceği, su kullanım hakkını satın alan şirketlerin insafına terk ediliyor.

Bu eylemler, sermayeye göbekten bağlı medya organlarının gündemine girmiyor.  Böylesine toplumsal olaylar gözardı edilirken, basit olaylar dakikalarca, sayfalarca yer alabiliyor. 2009'da İstanbul'da yapılan Dünya Su Forumu'ndan bu yana ulus ötesi ve onların yerli işbirlikçi sermayedar, su kaynaklarını, dereleri, gölleri birer birer ele geçiriyor. Halk isyanda ama halk büyük bölümü isyanda olduğunu bilmiyor. Bildirilmiyor. Bu isyanın nedeni anlatılmıyor. Anlatıldığı zaman da halkın isyanı, saldırı ve linç olarak nitelendiriliyor. Gerçekleri yazan yine alternatif yayın organları oluyor.

DOĞADER

Munzur'da çevreciler sondaj çalışması yapan araçlara saldırdı

30 Eylül 2010 - Tunceli'de Munzur Vadisi'nde kurulacak baraj için sondaj çalışmasının yapılmasını bölgede toplanan çevreciler engelledi. Çevreciler iş mekinelerine saldırırken, Belediye Başkanı BDP'li Edibe Şahin, “Bundan sonra hiçbir biçimde burada mühendisi, işçisi ile emekçisi ile buraya çalışmaya gelen hiç kimseye acınmayacaktır. Çünkü biz bundan sonra bu kadar sabırlı olmayacağız” dedi. 

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1021492&Date=30.09.2010&CategoryID=77

Baraj çalışanlarını linç etmeye kalktılar

30 Eylül 2010 - Munzur Vadisi'nde yapılması planlanan barajlar için sondaj çalışması yapmaya gelen çalışanları, protestocular linç etmeye kalktı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.internethaber.com/tunceli/baraj-calisanlarini-linc-etmeye-kalktilar-297227h.htm

HES Protestosunda Şirket Çalışanları Halka Saldırdı

22 Eylül 2010 - Loç Vadisi’nde yapımına başlanan HES’e karşı "HES’e karşı ses ver" eylemi yapan yöne halkı ve çevreciler şirket çalışanlarını saldırısına uğradı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.bianet.org/bianet/cevre-ekoloji/124953-hes-protestosunda-sirket-calisanlari-halka-saldirdi

Karadeniz İsyandadır

http://www.karadenizisyandadir.org

Karadeniz'de Loç Vadisi Direniyor

http://locvadisidireniyor.wordpress.com

Derelerin Kardeşliği Platformu

http://www.derelerinkardesligi.org 

 
Uluabat Gölü'nün Kabusu: İstanbul - İzmir Otoyolu Print E-mail
Bursa'dan geçecek İstanbul - İzmir Otoyol projesinde imzalar atıldı. Dünyadaki en ünlü sulak alanları ve su kültürüyle bütünleşmiş arkeolojik yerleşimleri arasında bulunan Uluabat (Apollon) Gölü, yanlış güzergâh seçimiyle otoyola kurban edilmek üzeredir. 

Uluabat Gölü, yeryüzündeki çok önemli ekolojik niteliği barındıran koruma altına alınmış sulak alanları ifade eden RAMSAR niteliğine sahip dünya üzerindeki sayılı göllerden biridir. Otoyol projesi, Sulak Alanlar Koruma Planı'na aykırı olarak koruma alanı içinden geçmektedir. Göçmen kuşların uğrak ve konaklama alanı olan Uluabat Gölü, kuşların varlıklarını sürdürmek için çok önemli bir işleve sahiptir.

İstanbul İzmir Otoyol projesi, günümüzden 8000 yıl önceki insanların yerleşim alanı olan Aktopraklık Höyüğü'nün de yakınlarından geçmesi olası diğer tarihi kalıntıları da yok etmeye aday bir proje olarak kendini göstermektedir.

Proje, toplu ulaşımı dışlayarak bireysel ulaşımı teşvik etmektedir. Ülkenin 4. büyük kenti olduğu halde demiryolu ulaşımı bulunmayan Bursa'nın otoyol projesinden çok demiryolu ve hızlı tren projelerine gereksinimi vardır.

Projede daha önce İzmit körfez geçişini sağlaycak köprü üzerinde demir yolunun da olması planlanmıştı. Ancak maliyeti arttırdığı gerekçesiyle köprüden raylar kaldırıldı. Bu değişiklik ile proje ihanet uygulamalarından biri olarak tarihe geçecektir.

İstanbul - İzmir Otoyol Projesi yapılacak köprü ve viyadükler ile bir yandan Uluabat'ın tarihi ve doğal niteliğini yok edecek diğer yandan Bursa'nın asıl gereksinim duyduğu demiryolu ulaşımına sahip olamasını engelleyecektir

İstanbul - İzmir Otoyol projesinin bir rant yatırımıdır. Maliyetin halkın sırtına yıkılması demek olan Yap İşlet Devret modeliyle yapılacak otoyol projesinde yapımı üstlenen şirket 22 yıl boyunca otoyol ve köprüyü işletecek. Kilometre başına 5 Cent, köprü geçişi için ise 35 Dolar alınması planlanan proje, her şeyden çok yatırımcı konsorsiyuma 23 milyar dolar para kazandıracak olması rantın ve halkın cebinden çıkacak paranın büyüklüğünü ortaya koyuyor. İstanbul'da çıkan bir araç, köprü geçişi dahil İzmir'e varana kadar geçtiği 377 km otoyol için konsorsiyuma 54 $, 29 Eylül 2010 kuru üzerinden yaklaşık 80 TL ücret ödeyecek.
 
Yerel, bölgesel ve ulusal ve ekonomik gereksinimlerle örtüşmeyen İstanbul - İzmir Otoyol Projesi, hem vatandaş hem de ülke için yarardan çok zarar getirecektir. DOĞADER, İstanbul - İzmir Otoyol projesine karşı mücadele edecektir.  

DOĞADER
 
İstanbul-İzmir Otoyolu projesinde imzalar atıldı
 
27 Eylül 2010 - Gebze-Orhangazi-İzmir (İzmit Körfez Geçişi ve bağlantı yolları dahil) Otoyolu Yap-İşlet-Devret Projesi sözleşmesi, Karayolları Genel Müdürlüğü`nde düzenlenen törenle imzalandı. 

Haberi okumak için tıklayın.
 
«StartPrev12345678910NextEnd»

Page 6 of 20