Banner
Basın Açıklamaları
Biz doğayı, çocuklardan emanet aldık 23 Nisan 2012 Print E-mail
doga cocuk
 Çocuklar,

Sizden emanet aldığımız doğayı korumak ve
sizler için, doğayla uyumlu bir yaşamı
yaratmak için çalışıyoruz.

Temiz bir doğa,
Barış dolu bir yaşam dileğiyle...

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

 
Basına ve Kamuoyuna: Doğanın Ölüm Fermanı Yasalarınızı Geri Çekin STHP Print E-mail

DOĞADER'in de kurucu üyesi olduğu STHP - Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu, TBMM'de görüşülmeye başlanacak olan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu”, “Su Kanunu" ile "Mera Kanununda Değişiklik Kanun”  tasarılarına karşı 6 Mart 2013 günü Ankara'da iki ayrı basın açıklaması düzenledi.

TBMM'ndeki açıklamaya STHP temsilcisi olarak katılan Prof. Dr. Beyza Üstün'e HDK milletvekilleri destek verdiler. DOĞADER adına Yürütme Kurulu Üyeleri Abdullah Güçlümen, Ahmet Selçuk ve Nurşen Demir'in katıldığı basın açıklamasında, yerel mücadelelerin yargı yoluyla elde ettikleri kazanımları ortadan kaldıracak kanun tasarıları hedef alıyor. Bu güne kadar korunabilmiş doğal alanların koruma niteliklerini ortadan kaldıran bu kanunlar yasalaşırsa, mahkeme açarak yargı yoluyla hak arama niteliğini sona erdirecek.

DOĞADER

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu”, “Su Kanunu”, Mera Kanununda Değişiklik Kanun” tasarısı
Su Havzalarına,
Ormanlara,
Meralara,
Kıyı ekosistemine ve
Biyoçeşitliliğe

sermayenin ve iktidarın saldırısıdır

Anadolu’nun her yerinde, hemen hemen tüm derelerde, son bir kaç yıl içinde, 49 yıllığına iki bini aşkın şirkete, suyun kullanım hakkı; Hidroelektrik Santral (HES) yapılmak üzere devredilmiştir. Doğanın hakkı olan, tüm canlılara yaşam sağlayan su; havzası ile birlikte şirketlere peşkeş çakilmekte şirketlerin kullanımına ve sermaye birikimine sokulmaktadır.

Son yıllarda yaşamın ve yaşam alanlarının sermaye birikimine sokulması, şirketlerin kendi krizlerinden çıkışları için fütursuzca yöneldikleri bir yoldur. Siyasi iktidar sermayenin bu hedefine ulaşmasında, yaptığı düzenlemelerle var olan tabiat, tarihi sit ve koruma kararlarını hiçe sayan uygulamaları ile destek olmaktadır. 23. Dönem Çevre ve Orman Bakanı'nın mahkemenin aldığı SİT kararlarını eleştirirken adeta sermayenin temsilcisi gibi konuştuğu dikkate alındığında bu yasalar yürürlüğe girdiğinde doğayı, dereleri, denizleri, yeraltısularını, ormanları,meraları hangi tehlikelerin beklediği açıkça görülmektedir.

Read more...
 
Sayın Bakan Eroğlu: Milli Park Sizce Nedir? Print E-mail

bakan_eroglu_uludag_milli_parki

Basına ve Kamuoyuna;

Kısa bir süre önce WEB sayfamızda Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun HES mücadelerine "dış lobilerin işi" olduğu yolundaki açıklamalarını kınayan bir açıklamaya yayınlamıştık. Bu açıklamada, Bakan Eroğlu'na ormanlardan sorumlu Bakan olarak "Siz ormanı korumazsanız, kim koruyacak? " diye sormuştuk.

Bakan Eroğlu, 2013 Mart ayının ilk günlerinde Bursa'ya yaptığı ziyarette benzer açıklamalarına yenilerini ekledi. Yasalardaki Milli Park niteliğini hiçe sayan açıklamalar bulunan Bakan Eroğlu, Uludağ için imar projeleri olduğunu, Uludağ'da dönüşüm yapmak istediklerini ancak açılan davalarla engellendiklerini açıkladı.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Uludağ Milli Parkı'nı korumak için açılan davalara bakın. Hepsinde davacı olarak DOĞADER adını görürsünüz. Bursa Barosu Çevre Komisyonu ve TMMOB'a bağlı Odaları görürsünüz. Biz bu güne kadar Uludağ'ın Milli Park kalması için mücadele ettik. Bundan sonra da aynı kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'na soruyoruz.

  • Milli Parklar'dan sorumlu bir bakan olarak sizce Milli Parkların, ormandan ve diğer doğal alanlardan bir farkı yok mudur?
  • Milli Parklar, barındırdıkları ender doğal özellikler nedeniyle insan etkinliklerini en alt düzeyde sınırlandırıldığı, kendi doğallığına bırakılan alanlar değil midir?
  • Koruma altındaki alanlar Avrupa'da %11,5, Dünyada %6 iken Türkiye'de Milli Parklar neden hala %1,06 düzeyindedir?
  • Milli Parkları korumak ve kollamak Bakanlığınızın ve sizin sorumluluğunuzda değil midir?
  • Milli Parklar Kanunu'nun 14. Maddesi, "Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz, Yaban hayatı tahrip edilemez" demiyor mu?
  • Kanun, "Genelkurmay Başkanlığı’nca ihtiyaç duyulacak savunma amaçlı tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez" demiyor mu?
  • Kanun, Milli Parkların koruma düzeyine anlatmak için "evcil hayvanlar otlatılamaz" demiyor mu?
  • O halde neden Uludağ Milli Parkı'na zarar veren yasalarla uyuşmayan planlar geliştiriyorsunuz?
  • Neden Milli Parklar Yasası'nı kaldırıp tüm koruma niteliklerini yok edecek uygulamalara zemin hazırlıyorsunuz?
  • Uludağ'daki oteller, Milli Parklar Kanunu'na aykırı yapılar değil midir?
  • Uludağ'daki o koskoca otellerin ruhsatları, odun deposu, kayak odası olarak gözük müyor mu?
  • Kanuna aykırı olarak 49 yıllık kullanım izni verilen Uludağ'daki oteller arasında bu izinlerin dolmasına 1 - 2 yıl kalan oteller yok mu?
  • Yasalara aykırı olarak verilen kullanım izinleri doldukça otelleri ortadan kaldırıp doğal alanı yeniden kazanmak için neden bir çalışma yürütmüyorsunuz?
  • Yıkılan kamu tesisleri yerine neden yeni oteller planlıyorsunuz?
  • Milli Parkın doğallığını korumak yerine bir Milli Park'ta hiç bir zaman olmaması gereken otelleri yasal kısıtlamadan kurtaracak imar projelerini neden üretiyorsunuz?
  • Uludağ'daki otellerden hangi kesim yararlanıyor?
  • Sizin için "Kamu" halk mıdır, yoksa zengin bir avuç azınlık mı?
  • Kamu halksa, otellerde bu halkın hangi kesiminden insanlar konaklayabiliyor?
  • Günübirlik ziyaretçileri istemediğini belirten otel sahiplerini neden uyarmıyorsunuz?
  • Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu ile Milli Parklar Kanunu ve Milli Parkları ortadan neden kaldırıyorsunuz?

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

http://olay.com.tr/haber/bursa-bolge/bakan-eroglundan-yargiya-uludag-cagrisi-144490.html

 
Basına ve Kamuoyuna: Veysel Eroğlu, Siz Orman Bakanı Değil misiniz? Print E-mail

bakan_veysel_eroglu_hes

22 Şubat 2013 günü gazetelerin internet sitelerinde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun, hidroelektrik santralleri (HES) mücadelelerine "dış lobilerin işi"  suçlamasında bulundu.

Çaresiz kalınan yerde, geçek olmasa bile suçlayarak, karlamak, bilinç bulanıklığı yaratmak isteyen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun HES'lere karşı yaşam alanlarını savunanları suçlayıcı açıklamalarından dolayı kınıyoruz.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nu aşağıdaki sorularımızı yanıtlamaya davet ediyoruz.


  • Siz, orman varlığını korumakla yükümlü Bakanlığın başındaki Bakan değil misiniz?
  • Ormanlarımızdaki milyonlarca ağaç, son üç yılda ruhsat verilen 1700'e yakın HES projesi için kesilmedi mi?
  • Aynı dere üzerine kaynaktan denize kadar çok sayıda baraj yapılamasına izin vererek dereleri akmaz duruma getiren HES uygulamaları değil midir?
  • Siz, Orman Bakanı olarak orman varlığının yok olması pahasına HES yatırımlarını savunursanız, ormanı, ormanda yaşayan hayvanları kim savunacak?
  • HES projelerinin bir çoğu, yöredeki vadilerden akan küçük derelerin suyunu kanallar için hapsedip bir yerde toplayarak gerçekleştirilmiyor mu?
  • Suyu kanallara hapsedilerek susuz bırakılan vadilerdeki köylerde yaşayan halk ve doğal yaşam döngüsü içindeki hayvanlar, susuz bırakılarak yaşamları ellerinden alınmıyor mu?
  • HES projeleri için orman içinde en az 10 metre eninde, kilometrelerce uzunlukta hat üzerinde ağaçlar kesip her iki tarafa yüksek çitler çekilerek açılan kanallar, ormanda yaşayan hayvanların suya erişimini ve yaşamak için yapmak zorunda oldukları orman içindeki hareketi engellenmiyor mu?
  • HES projeleri adı altında yaptığınız gerçekte suyun şirketlere devri değil midir?
  • Sermayedar, HES projelerine enerji üretmekten çok baraj gövdesinde biriken suya sahip olmak için yatırım yapmıyor mu?
  • HES yapmak isteyen şirketin devlet kurumlarıyla yaptığı ilk anlaşma, Su Kullanım Hakkı! anlaşması değil midir?
  • HES kuran şirket, su kullanım hakkı anlaşmasıyla baraj gölünde biriken suyun, ticari anlamda pazarlama yetkisine sahip olmuyor mu?
  • Birkaç tane büyük projeje dışarda son üç yılda ruhsat verilen 1700'e yakın HES projesinde üretilecek elektrik enerjisi, kurulu kapasitenin %10'unu bile karşılamadığını neden gizliyorsunuz?
  • HES projeleri, doğada  ve insanlar üzerinde yarattığınız talana değer mi?
  • HES şirketleri, Türkiye'de de açılması planlanan karbon borsasında alınır/satılır hisse değerin ile yüklü bir gelir kapısına daha sahip olmayacaklar mı?
  • Dünya ülkeleri tarafından kirletici sanayi niteliğinden dolayı dışlalan, çimento ve demir çelik sanayi gibi yoğun enerji gereksinimi duyan yatırımlara teşvik vererek enerji açlığını yaratan üyesi olduğunuz iktidar partisinin politikaları değil midir?

 

Bizler, tüm varlıklar için vazgeçilmez değeri olan suyu "kaynak" değil, "varlık" olarak değerlendiririz. Su, haktır, satılamaz. Suyu değerli bir meta haline getirip, insanlar ve diğer tüm canlılar için suya ulaşımı zorlaştıran politikalara karşı yaşam alanlarımızı koruyan mücadelemizi bundan sonra da aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

 
Basın Açıklaması: Uludağ'daki İşgalciler, Günübirlik Gelen Vatandaşı İstemiyor! Print E-mail

Basına ve Kamuoyuna;

9 Şubat 2012

uludag_milli_parki_isgalci-oteller

Uludağ'da otel işletmecisi ve Gümtop Başkanı Haluk Beceren, Bursa yerel gazetelerinde çıkan haberinde, Bursa'dan gelen günübirlik ziyaretçiler için "Söz konusu ziyaretçiler Uludağ’a zarar vermeye başladılar" açıklamasında bulundu.

Uludağ'ın bir "Milli Park" olduğunu her zaman unutturmak isteyen bu otel işletmecilerine, geçmişte otelleri için "Milli Park Kanunu" ihlal edilerek verilen 49 yıllık kullanma izinlerinin dolmasına birkaç yıl kaldığından  neden hiç gündeme getirmediklerini sormak istiyoruz.

Uludağ Milli Parkı'ndaki otellerin kullanım izinleri dolmadan onları yasal açıdan rahatlatacak projeler geliştiren siyasi iktidarın uygulamalarına karşı DOĞADER, Bursa Barosu ve TMMOB Bileşenleri'nin açtığı davalarla bu güne kadar engellendi. Ancak bir milli parkta olmaması gereken otellerin ortadan kaldırılması için (süre aşımından dolayı) yasal yolla mücadele yürütülmesi olanaksız olduğu için bir çalışma yürütülemedi.

Dünya'da %6, Avrupa'da %11,5 olan koruma altındaki doğal alanlar, Türkiye'de %1 düzeyinde olduğu biliniyor. Kanunda, Milli Parklarda, çok gerekli askeri tesisler dışında hiç bir yapı yapılamayacağı ve ticari iş, işlemlerin gerçekleştirilemeyeceği maddeler halinde yazıldığı halde Uludağ'ın ve diğer Mili Parklarımız üzerinde niteliği bozan projeler üretiliyor.

Milli Park Kanunu'na göre, Uludağ'a asıl zarar veren, "odun deposu", "kayak odası" olarak düzenlenmiş ruhsatlarla devasa oteller kuran otel işletmecileri ve onlara bu zemini hazırlayan siyasi iktidarlardır. Buna rağmen "Milli Park" ın asıl ziyaretçileri olan günübirlikçilere dil uzatan Güntop Başkanı ve onun gibi düşünen diğer otel işletmecileri ile siyasilere, gerçeği bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Uludağ'a asıl zarar verenler, kayak pistleri için on binlerce ağaç kesen, izin verilen pist genişliğini her yıl ağaç keserek birkaç katına çıkartan, daha düne kadar Kaplıkaya ve Balıklı derelerini kanalizasyon atıklarıyla kirleten, yerleşim yeri olmaması gereken bir milli parkta oteller kurarak yerleşim yeri yaratanlar, otel işletmecileri ve onlara destek veren siyasi iktidarların yöneticileridir.

DOĞADER'in yaptığı diğer doğa koruma mücadeleleri arasında Milli Parklar önemli bir yer tutmaktadır. Siyasi iktidarın ütettiği son projelerden biri olan 2. bölgede otopark ve kongre merkezi ile bazı tesisler kurulması için yapılaşmalara neden olacak plan değişikliklerine itiraz eden ve açılan davaya müdahil olan DOĞADER, bundan sonra da mücadelesini aynı kararlılıkla sürdürecektir.

http://www.dogader.org/index.php/aciklama/844-uludag-milli-parki-plan-degisikliklerine-itirazimizi-ilettik

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Uludağ’da otelcilerin ’günübirlikçi’ isyanı

7 Şubat 2013 - Uludağ’ın günübirlikçi konukları otelcilerin korkulu rüyası oldu. GÜMTOB Başkanı Beceren, ’Pistlerdeki yaya trafiği yüzünden kimse doğru düzgün kayamıyor’ dedi.

http://olay.com.tr/haber/bursa-bolge/uludagda-otelcilerin-gunubirlikci-isyani-141149.html

Read more...
 
Basına ve Kamuoyuna: Termik Santral İstemiyoruz. Kozağacı Vadisi Köylüsü Mitingte Print E-mail

kozagaci_miting_ba_20121021Yaşadıkları toprakların altındaki kömürle çalıştırılması planlalan termik santral ihalesine karşı Kozağacı Vadisindeki köylerden gelen binlerce köylü Bursa'da miting ve basın açıklaması düzenledi. "Termik Santral İstemiyoruz" sloganlarıyla yapılan mitinge, Bursa'dan da çok sayıda kurum, Akademik Odalar, Ziraat Müh. Odası, Kimya Müh. Odası, Elektrik Müh. Odası, Bursa Tabib Odası, Bursa Barosu, Dağder, Kozader katıldı.

Çok sayıda DOĞADER gönüllüsünün de katıldığı mitingin ardından Kozağacı Köylülerinin temsilcisi Hasan Tekin aşağıdaki basın açıklamasını okudu.

DOĞADER

Basına ve Kamuoyuna;

21 Ekim 2012

Bizler, Keles’in Kozağacı Vadisindeki köylerden geliyoruz. Burada toplanmamızın nedeni, yüz yıllardır yaşadığımız topraklarımızda termik santral kurulmasına karşı başlattığımız mücadeleyi, Türkiye’ye duyurmaktır. 2007 yılında kazandığımız mücadelenin, bugün daha büyüğünü, daha güçlüsünü vereceğimizi dosta düşmana anlatmak için buradayız.

Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu, Keles’in Kozağacı Vadisi ve Harmanalanı bölgelerinden çıkartılacak kömürle çalışacak termik santral için ihale duyurusu yaptı. 1 Kasım 2012 günü Ankara’da ihale düzenleneceği açıklandı. Kömür havzası içinde bizim köylerimizin de olduğu Keles’in 23 köyü ve 2 mahallesi de bulunmaktadır.

Bizler yüzyıllardır bu topraklarda yaşadık. Ekmeğimizi, aşımızı bu topraktan çıkardık. Vergimizi ödedik, vatan savunması için oğullarımızı askere gönderdik. Bundan 20 yıl önce köylerimizde yoksulluk hüküm sürerken, gençlerimiz üç kuruşa el kapılarında çalışmak için şehre göçerken, kirazı bu topraklara biz ektik. Devlet, bize ne öncülük yaptı ne de destek verdi. Topraklarımızı kiraz ağaçları ile biz donattık. Yetiştirdiğimiz kirazları yurt dışına ihraç ettik. Yurda döviz kazandırdık. Köyden kente göçü tersine çevirdik. Köylerimiz çocuk cıvıltılarıyla doldu. Son 20 yıldır gençlerimizi köyde evlendiriyoruz. Atamızdan yadigar kalan bu toprakları ekip biçtiğimiz sürece bizlerin, çocuklarımızın ve torunlarımızın gelecek kaygısı olmayacak.

Yaşadığımız toprakların altındaki kömürle çalışacak termik santral yapmak için kimse bize, “Termik santral istiyor musunuz?” diye sormadı. Sorsalardı, onlara “Orhaneli termik santralini biz çok iyi biliyoruz” derdik. Yok, edilen doğayı, toprağı, tarımı çok iyi biliyoruz. Biz, “Orhaneli Termik Santralini, ardında bıraktığı çölü, o devasa çukuru çok iyi biliyoruz” derdik. Bizler oradaki köylünün termik santralden neler çektiğini, çok iyi biliyoruz. Köy taşımalarını, tarladaki ürünün tozdan, dumandan yetişemediğini, dumandan kanser olan köylüleri bizler çok iyi biliyoruz.

Bundan 6 yıl önce 2006 yılında Kozağacı’nda yine bir termik santral yapımı planlanmıştı. Biz Kozağacı köylüleri olarak, o günlerde kendimizi ağaçlara zincirledik, yollara pankartlar astık, kendi köyümüzde halk oylaması yaptık. Miting düzenledik. Termik Santral için düzenlenen ÇED toplantısını protesto ettik. Davamızı hem yerel hem de ulusal medyaya taşıdık. “Canımızı veririz, toprağımızı vermeyiz!” dedik. Bursa’daki dostlarımız Tabib Odası, Mühendislik Odaları, Baro ve DOĞADER her zaman bizim yanımızdaydı. Mücadelemizi birlikte kazandık.

Bugün, geçmişimizdeki bu şanlı mücadeleden kendine ders çıkarmayanlar var. Bugün, vatanımız dediğimiz topraklardan bizi kovmak isteyenler var. Biz bunlara karşı bilendik, yeniden bir olduk, bükülmez çelik bilek olduk. Bizler bir kez daha diyoruz ki, “Canımızı veririz, vatanımız saydığımız toprağımızı vermeyiz”.

Biz buradan Türkiye’ye sesleniyoruz. Köylerimizi vermeyeceğiz. Direniş çadırları kuracağız. Toprağımıza düşman saydıklarımızı sokmayacağız. Biz köylüyüz. Biz Halkız. Biz güçlüyüz. Biz Halkın gücüyüz. Bizler, ne pahasına olursa olsun, yüzyıllar sonra bile bu topraklarda yaşamaya, onu ekip biçmeye devam edeceğiz. Yaşamımızı, canımızı, toprağımızı kanımızın son damlasına kadar savunacağız.

Kozağacı Vadisi Köylüleri

 
Basına ve Kamuoyuna: GDO Sınırdan Girince Yayılması Engellenemiyor Print E-mail

gdo_kolza 

DOĞADER'in de etkin üyesi olarak çalışmalarına katıldığı GDO'ya Hayır Platformu, ithal edilen GDO'lu ürünlerin tozlaşma yoluyla istemsiz ve denetimsiz çoğalması konusuna dikkati çekmek için bir basın bildirisi hazırladı.

GDO SINIRDAN GİRİNCE YAYILMASI ÖNLENEMİYOR!

12.10.2012

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi ile Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR) tarafından yem amaçlı ithalatı talep edilen GDO’lu 3 kolza ve 1 şeker pancarı çeşidi ile ilgili olarak hazırlanan bilimsel komite raporları 21 Eylül / 12 Ekim 2012 tarihleri arasında Türkiye Biyogüvenlik Bilgi Değişim Mekanizması vasıtasıyla halkın görüşüne sunulmuştur. Her ne kadar yem amaçlı bir başvuru yapılmış da olsa, dünyadaki örnekler GDO’ların sınırdan içeri girdikten sonra çevreye yayılmasının durdurulamadığını göstermektedir.

Read more...
 
Uludağ Milli Parkı Plan Değişikliklerine İtirazımızı İlettik Print E-mail

uludag_cobankayaDevlet yönetimini elinde bulunduran siyasi iktidara soruyoruz.

"Milli Park" kavravramı sizin için ne ifade ediyor?
Bu tür alanlar neden orman ya da sulak alan gibi adlandırmalar yerine "Milli Park" olarak nitelendirililmiştir?

Uludağ Milli Parkı'nda 2. Gelişim Bölgesi olarak adlandırılılan bölgede yeni yapılaşmalar getiren 1/5000 Nazım ve 1/1000 Uygulama planlarına itirazımızı ilettik.

DOĞADER

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü’ne, Bursa

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'nün 31.07.2012 gün ve 5561 sayılı kararıyla onaylanarak, 29.08.2012 - 28.09.2012 tarihleri arasında askıya çıkarılan, Osmangazi İlçesi, Uludağ Milli Parkı 2. Gelişim Bölgesi 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı, Derneğimiz (DOĞADER – Doğayı Çevreyi Koruma ve Doğa Sporları Derneği) tarafından plan askı süresi içinde incelenmiştir.

Derneğimizce yapılan değerlendirmede, 1/100.000 ölçekli planın 5.3. maddesinde; “Planlama Bölgelerinde bu plan kararlarına uygun 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planları yapılacak olup, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planları Yapılmadan alt ölçek planlar ve plan revizyonları yapılamaz” hükmü yer almaktadır. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı yapılmadan, Uludağ Milli Parkı 2. Gelişim Bölgesi 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planının onaylanması 1/100.000 ölçekli plan hükümlerine aykırıdır.

Uludağ üzerine planlar geliştirilirken Uludağ’ın aynı zamanda bir milli park olduğu unutulmamalıdır. Milli Parklar yasasının 14. maddesi çok açık ve nettir. Kanunun 14. maddesi kısaca, “Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz, yaban hayatı tahrip edilemez, çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz, hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez” der. Dünya çapında da milli parklar, bu kapsamda hatta insan etkinliklerini sınırlayan daha ağır koşullar altında yönetilir. Yapılan bu son plan değişikliği, Uludağ Milli Parkı kavramında yeri olmadığı halde turizm bölgesi olarak ilan edip yasalaşan Uludağ Milli Parkı 2. Gelişim Bölgesi içinde yer almaktadır. Her ne kadar burası yasal statüde “turizm bölgesi” olarak tanımlanıyorsa da, Milli Park Kanunu’ndan bağımsız planlar üretilemeyeceği açıktır.

Read more...
 
«StartPrev12345678910NextEnd»

Page 2 of 15