Banner
Basın Açıklamaları
1478 üründen 124'ü GDO'lu - 2 Mayıs 2010 Print E-mail

DOĞADER'in de etkin üyesi olduğu GDO'ya Hayır Platformu hızla artan GDO'lu besin ithalatına dikkati çeken bir basın açıklaması yaptı.

TÜRKİYE‘YE GİREN GDO‘LU ÜRÜN MİKTARINI AÇIKLIYORUZ!  

 GDO Yönetmeliği 20 Kasım ve 20 Ocak‘ta iki kez değişti, 100 günde ithal edilen mısır miktarı 4 kat, soya ise 18 kat arttı...  

1478 üründen 124‘ü GDO‘lu çıktı!

 2 Mayıs 2010  

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın 26 Ekim 2009 tarihinde çıkardığı "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik"teki ithalata yönelik getirilen kurallar nedeniyle düşen mısır ve soya ithalatının, Yönetmeliğin değiştirilmesinin ardından patladığı ortaya çıktı!

Read more...
 
Özelleştirme Karşıtı Platform Basın Açıklaması 2 Nisan 2010 Print E-mail

DOĞADER'in de üyesi olduğu ÖKP- Özelleştirme Karşıtı Platform 2 Nisan 2010 günü 13:00'de Şehreküstü Meydanında gündemde olan enerji özelleştirmelerine karşı imza kampanyası başlatılıp enerji özelleştirilmeleri hakkında basın açıklaması yapılmıştır.

DOĞADER

BASINA VE KAMUOYUNA

2 Nisan 2010

Eğitimden, sağlığa, enerjiden, suya kadar en temel hizmet alanlarının özelleştirilmesi – piyasalaştırılması süreci tüm bu hizmetlerin meta haline dönüşmesine yol açmış, bu durum halkın üzerinde yoksullaştırıcı bir etki yaratmıştır. Çalışma hayatında ise güvencesiz- kuralsız ve esnek bir çalışma biçimi ana çalışma biçimi haline getirilmiştir. Özelleştirmelerin çalışanlar için güvencesizlik ve yoksullaşma ile eşdeğer olduğu 75 gün Ankara’da  direnen Tekel işçileri ile  tüm Türkiye’ ye gösterilmiş, özelleştirmeleri anlatan tüm süslü yalanlar ortaya dökülmüş iken enerji özelleştirmeleri hız kazanmıştır.

Gündemde olan enerji özelleştirmeleri kapsamında, Elektrik dağıtım şirketleri ve EÜAŞ’ a ait elektrik santralleri bulunmaktadır. Bölgemize ve Kentimize hizmet veren elektrik dağıtım şirketi UEDAŞ’ ın İhalesi gerçekleştirilmiş durumdadır. Elektrik Mühendisleri Odası konu ile ilgili dava açarak hukuki süreci başlatmıştır. Bursa’da Elektrik Üretim AŞ’ye ait (EÜAŞ) Ovakça ve Orhaneli santralleri özelleştirme kapsamına alınmıştır. Yine ilimizde Cerrah/İnegöl, Dereköy/İznik ve Suuçtu/M.Kpaşa hidroelektrik santralları satışa çıkarılmıştır.

Özelleştirme ile hedeflenen liberal piyasa yapısı, hiçbir zaman halktan ve çalışandan yana gelişmediğini hepimiz yaşayarak öğrendik.

Bu liberal politikaların hedefi;

  • Kamu hizmetleri tekelinin uluslararası tekellere devredilmesi,
  • Emek piyasalarının esnekleştirilmesi ve emek örgütlerinin kazanımlarının kaldırılması,
  • Örgütsüz çalışma hayatı ve tepkisiz toplum yaratılmasıdır.

Elektrik Dağıtım işinin hukuki ve sosyal boyutu ile kamusal bir hizmet olduğu açıktır. Kamusal bir hizmetin özel sektör eliyle yapılması ise mümkün değildir. Kapitalist özel sektör mantığının

Read more...
 
Suyumuza Sahip Çıkıyoruz Print E-mail

DOĞADER'in de üyesi olduğu ve etkin çalışmalarına katıldığı Bursa Su Platformu, Dünya Su Günü etkinlikleri çerçevesinde 20 Mart 2010 Cumartesi günü Bursa'da bir etkinlik düzenledi. 500'e yakın kişinin katıldığı etkinlikte yapılan yürüyüşte su kaynakların, dere, akarsu ve göllerin özelleştirilmesine karşı sloganlar atıldı. Daha sonra topluluk Bursa Kent Müzesi önünde bir araya geldi. Bursa Su Platformu adına basın açıklamasını Platform Sekreteri ve DOĞADER Başkanı Murat Demir okudu. Etkinlik daha sonra akerdion, tulum, davul ve zurnaların eşliğinde çekilen halaylarla devam etti. Yaklaşık 2 saat süren etkinlik yoldan geçen insanlardan da büyük destek aldı.

Bursa Su Paltformu etkinliklerini bundan sonra da çeşitlendirerek sürdürecektir. Aşağıda Bursa Su Platformunun basın açıklaması yer almaktadır.

DOĞADER 

BASINA VE KAMUOYUNA 

20 Mart 2010

Su,  tüm canlılar için olmazsa olmaz bir öneme sahiptir. En küçük mikro organizmalardan, en büyük canlılara kadar bütün canlı yaşamının sürdürülebilirliği ancak suyun varlığı  ile olanaklıdır. 

Dünyanın  üçte ikisi suyla kaplıdır. Ancak bu su kaynaklarının yalnızca binde üçü kullanabileceğimiz ölçüde tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Su kaynaklarının kıtlığı Dünya bankası raporlarında da yer almakta,  bu raporlarda su; insan ve tüm canlılar için yaşamsal bir ihtiyaç olarak değil, ticari bir mal olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizin dereleri, nehirleri, gölleri ve yer altı sularına göz dikenler geçen yıl İstanbul’da düzenledikleri 5. Dünya Su Forumu’ndan sonra hedeflerine ulaşmak için derelerin ‘su kullanım hakkı sözleşmeleri ile birlikte özel sektöre devrini tüm Türkiyenin  gündemine getirmişlerdir 

Elektrik piyasası  kanunu  ile birlikte hızlanan liberalizasyon, özellikle hidrolik potansiyeli değerlendirme adı altında en küçük derelere kadar bütün temiz su kaynaklarını tehdit eder hale gelmiştir Hidroelektrik santrallerin yapımı ülkenin enerji politikalarındaki dışa bağımlılık ilişkilerinin bir çözümü olarak da sunulmaktadır. 1700’ün üzerinde HES projesinin büyük kısmının yapımına başlanmıştır.Hes için ne havza planları yapılmış, ne de bilimsel Çevre Etki değerlendirme raporları oluşturulmuştur.Dereler kaynağından alınarak borular içerisinde geçirilmekte ve su doğadan, yaşamdan, bölge halkından koparılmaktadır.

Derelerimiz üzerinde enerji üretme maskesi altında HES-Hidro Elektrik Santrali yapmak için sıraya giren sermaye sahipleri, elektrik üretmekten çok özellikle baraj gövdesinde toplanan suya sahip olma garantisini aldıkları için bu işe girişmişlerdir.

Son bir yıl içinde Doğu Karadenizden, Muğla’ya, Tunceli’den Antalya’ya kadar ülkemizin dört bir yanında vadilerinde,derelerinde,akarsu ve nehirlerinde sahip oldukları doğayla uyumlu insan ilişkisi geri dönüşsüz olarak yok edilmiş ve buraları şantiye alanına dönüştürülmüştür. 

Uludağ  Milli Parkı başta olmak üzere, ülke genelindeki pek çok doğal su kaynağı hızla sermayenin insafsızlığına terk edilmiştir.Yasa gereği kendi doğallığına bırakılması gereken, Milli Parklardaki doğal su kaynakları ticari çıkar ilişkilerine terk edilmiştir.  

Geçmişte uygulanan hatalı su politikaları nedeniyle Marmara Denizi’nden büyük sulak alanlarımız kurutulmuş, yüzlerce nehir ve akarsuyun doğal yapısı bozulmuş, yer altı sularımız insafsızca kullanılmış ve kirletilmiştir.Devletin yetkili kurumları, bu kirletmeyi engellemek ve kirleteni cezalandırmak için gereken çabayı göstermemektedir.  

Yakın zamanda su dağıtım şebekelerinin kamunun elinden alınıp şirketlere satıldığına tanık olacağız. Su ağaları istedikleri kalitede suyu istedikleri fiyattan bizlere pazarlıyor olacaklar. Derelerimiz, göllerimiz doğanın ve halkın elinden alınarak, kıyılarında mafya tarzı adamların kol gezdiği ticari şirketlerin malı olacaktır.  

  • Su kaynak değil, bulunduğu havzaya ait doğal bir varlıktır.
  • Su, insan hakkı olduğu kadar tüm doğal yaşama ait bir haktır.
  • Yaşam için vazgeçilmez olan su kaynakları ve sulak alanların ticarileştirilerek alınır satılır meta haline getirilmesi yaşamın sürdürülebilirliği önünde büyük bir engel olacaktır.
  • Su kapitalizmin ticari malı değil, tüm canlıların yaşam kaynağıdır.!
  • Artvin’de, Tunceli’de, Rize’de, Muğla’da ,Erzurum’da Antalya’da ve tüm Türkiye’de yapılmak istenen ve bölge halkının onaylamadığı Hidroelektrik santral projelerinden vazgeçilmelidir,
 Yerelde Bursamızda;
  • Uludağ Milli Parkı pınar kaynaklarının özel su şirketlerine olan kiralama süreleri uzatılmamalıdır.
  • Uludağ oteller bölgesindeki otel ve kamu tesisleri ruhsatsız kaçak yapılar olmasına rağmen Kaplıkaya ve Balıklı Derelerini kanalizasyonlarıyla kirletmelerine göz yumulmamalıdır.
  • Nilüfer Çayı’nı kirleten etmenleri ortadan kaldırmak için Bursa Valiliği öncülüğünde acil eylem planı hazırlanmalıdır.
  • DSİ izni olmadan kaçak olarak açılan Bursa ovasındaki derin kuyular ivedilikle kapatılmalı, atık suyunu derin deşarj yaparak yer altı suyunu kirletenler hakkında cezai yaptırımlar uygulanmalıdır. 
  • İnegöl Cerrah, Mustafakemalpaşa Suuçtu, İznik Dereköy, ve Bursa Çaybaşı Köyünde doğal yapıyı bozarak devam etmekte olan HES ve Kuvvet Tribün özelleştirme süreçleri iptal edilmelidir.

Tüm Türkiye’  de suyun ticarileşmesi için ortak bir saldırı başlatılmıştır. Bu saldırı bu ülkede yaşayan herkesin yaşam hakkına yapılmış bir saldırıdır. Bizler platformumuzu ,Bursa’ da suyun ticarileşmesine karşı gelen tüm halkı birleştirerek kurduk .

Saldırı  ortaktır, mücadelemiz ve bu saldırıya karşı cevabımız da ortak olacaktır! 

Bursa Su Platformu

 
Basına ve Kamuoyuna: 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü Print E-mail

Basına ve Kamuoyuna;

2 Şubat 2010

Bugün, “2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü”. Yaşam su ile başladı ve halen onunla sürüyor. Ancak suya gereken değeri vermeyen insan soyu, kirleterek, kurutarak ve derelerimiz üzerine kurulan barajlar örneklerinde olduğu gibi sermayenin insafına terk edilerek, yok ediyor.

Son 50 yılda Van Gölü’nün 3 katı büyüklüğündeki sulak alan, uygulanan yanlış politikalar nedeniyle kurutuldu. Elimizde az sayıda kalan sulak alanlar ise yapılaşma, sanayi ve evsel kirlilikle tehdidi altında can çekişiyor.Geniş bilgi için tıklayın

Çevre Kanunu’na 2006 yılında yapılan değişiklikle “nüfusu 100.000 ve üzerinde olan belediyelere 3 yıl, Organize Sanayi Bölgelerinde 2 yıl içinde Arıtma Tesisi kurma zorunluluğu” devlet desteği verilmediği için birçok yerde yerine getirilmedi.

Sulak alanları oluşturan dere, göl ve bataklıklardaki kirlilik, bu kirli sularla sulanan tarla ve bahçelerle soframıza kadar geliyor. Besinlerin içine giren, yıkamakla çıkmayan bu kirlilik, doğadaki pek çok canlı gibi insanda da ölümcül hastalıkların başlıca nedenini oluşturuyor.

Enerji üretme maskesi altında, doğal alanlar katledilerek derelerimiz üzerine yapımı planlanan binlerce baraj, gerçekte baraj gölündeki suyun ticareti üzerine

Read more...
 
Marzinc İçin Yolun Sonu Gözüktü Print E-mail

Marzinc İçin Yolun Sonu Gözüktü

 20 Ocak 2010

Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde kurulması düşünülen "Marzinc Baca Tozu ve Tufal Geri Kazanım Tesisi"ne karşı mahkemeden sevindirici karar çıktı.

Tesis için, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen "ÇED Olumlu" raporuna karşı, Demirdere, Paşalar, Ocaklı, Güllüce Köy Muhtarları dava açtı. Davaya bakan, Bursa 1. İdare Mahkemesi, "ÇED Olumlu" kararının yürütmesini durdurdu. Mahkeme, "ÇED Olumlu"raporunun, Bursa 2020 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na uygun olmadığı için bu kararı aldığın bildirdi.

Mahkeme kararından bir gün önce 18 Ocak 2010 günü Mustafakemalpaşa'da yapılan toplantıda, Mustafakemalpaşa Sivil Toplum Platformunu Bileşenleri, Devlet Bakanı Faruk Çelik, Bursa Valisi Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'nin gözlerinin içine baka baka kirletici niteliği yüksek bu tesisi istemediklerini haykırmışlardı. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de tarım ve tarıma dayalı sanayi ile varolmak istediklerini anlatan platform temsilcileri, toplantının ardından gelen mahkeme kararını büyük bir sevinçle karşıladı.

2009 yılının ikinci yarısından bu yana Güllüce, Paşalar, Tatkavaklı, Çeltikçi, Ocaklı ve Karapürçek Köyleri, Susurluk ilçesinde halkın yoğun katılımıyla düzenlenen paneller ve ardından 14 Kasım 2009 günü binlerce Mustafakemalpaşalının katıldığı miting artık amacına ulaşmıştır.

Yerelde miting ve panelleri düzenenen Mustafakemalpaşa Sivil Toplum Platformu ve bu etkinliklere panelist konuşmacı olarak katılarak desteğini sunan DOĞADER, Nilüfer YG21, Bursa Tabib Odası, TMMOB Bursa İKK, TMMOB'a bağlı Ziraat, Makina Müh. Odaları ile  Şehir Plancıları Odasının Bursa Şube Temsilcileri gelinen aşamanın haklı kıvancını paylaşmaktadırlar.

Marzinc, demir çelik fabrikalarının bacalarında biriken tehlikeli atık niteliğindeki baca tozunundan  çinko ve demiri ayrıştırarak geri kazanılmasını amaçlıyordu. Baca tozu içinde bulunan kadmiyum ve kurşun gibi elementler ile yakma sırasında ortaya çıkan dioksin ve furan gibi zehirli maddeler fabrikanın çevresindeki canlı yaşamı ile tarımsal üretimi için büyük risk oluşturuyordu.

Türkiye, demir çelik üretiminde son on yılda büyük sıçrama yaparak dünya sıralamasında 11. sıraya yükseldi. 2001-2008 yılları arasında demir çelik üretimini %90 arttıran Türkiye, bu alanda birçok gelişmiş ülkeyi arkasına aldı. 13. İspanya, 14. Fransa ve 17. sırada İngiltere'nin bulunduğu demir çelik liginde Türkiye'nin üst sıralarda yer alması oldukça düşündürücüdür. Listenin üst sıralarında yer alan diğer gelişmiş ülkelerin de demir çelik üretiminin gerilediği görülmekterdir.

Dünya Demir Çelik üretiminde birçok gelişmiş ülkenin arka sıralara düşmesinin temelinde, demir çelik sanayinin yüksek kirletici niteliği bulunmaktadır. Yüksek karbon salımıyla da (1 ton çelik için 2,2 ton CO2) dikkatleri çeken demir çelik sektörü, gelişmiş ülkeler için artık cazip olmaktan çok uzaktır.

Türkiye ise, yıllık 5 milyar dolarlık ihracatıyla dünyanın 5. büyük demir çelik ihracatçısı konumundadır. İhraç edilen her ton çelik için bu ülkenin havasına, toprak ve suyuna bırakılan kirlilik yadigar kalmaktadır. Verilen teşviklerle ulusal gereksinimin çok üzerinde gerçekleştirilen demir çelik üretimi ve bu üretimden arda kalan kirliliğin sonuçlarından biri olan Marzinc için artık yolun sonu gözükmüştür.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

 
Kopenhag'ta Havanda Su Dövülüyor Print E-mail

Kopenhag iklim değişimi görüşmeleri komediye dönüşmesin

15 Aralık 2009

Kophenag Miting 12.12.20092010 yılında sona erecek Kyoto Protokolü'nün devamı niteliğindeki iklim değişimi görüşmeleri, Kopenhag'ta devam ediyor. Devlet başkanlarının da katılacağı ikinci bölümü 14 Aralık 2009 günü başladı.

Kopenhag'ta 12 Aralık tarihinde, iklim değişikliğine karşı tarihin en büyük sivil gösterisi yapıldı. Polis kayıtlarına göre 40 bin, katılan çevreci örgütlere göre 100 bin dolayında çevrecinin 6,5 km boyunca yürüdüğü bu görülmeye değer gösteri, beklenti ve dileklerin dile getirildiği konuşmalarla sonuçlandı.

Türkiye'deki gazeteler, yeryüzünün geleceğini derinden etkileyecek Kopenhag'taki iklim değişimi konulu uluslararası toplantılara hemen hiç yer vermezken çıkan az sayıdaki haberlerde toplantının içeriğinden çok sokak çatışmaları konu ediliyor.

İklim görüşmelerinin başladığı 7 Aralık 2009 tarihinden bir hafta önce, gösterilerde önlem alma yetkisini polise tanıyan bir kanunu Danimarka yasalaştırmıştı. Bu yasadan güç alan Danimarka polisi, büyük gösteriden önce çoğunluğu hiçbir şey yapmayan 1000'e yakın kişiyi göz altına aldı. Getirilen yeni uygulamalarla demokrasi açığı derinleşen Avrupa Birliği ülkelerindeki bu uygulamalar, giderek halktan kopuk bir yönetim anlayışının egemen olacağı endişesinin belleklerde yer almasına neden oluyor.

Gelişmiş ülkeler, Kopenhag'da farklı arayışlara girdi. Yalnızca kağıt üstünde gözüken ve ülkeleri için gerçek dışı önlem ve uygulamaları gerçekmiş gibi sunmaya çalışan gelişmiş ülke temsilcileri, bu yolla gelişmekte olan ülkeleri de karbon emisyonlarını indirmeye zorlama peşine düştüler.

Görüşmeler, zengin ülkelerin çıkarları doğrultusunda istediklerini alıp gitmesine izin vermeyen bir kopuş noktasına da varabilir. Görüşmelerin tamamen kopuş noktasına varmasının, sulandırılmış bir anlaşmadan daha iyi olacağı konusunda çevreciler arasında görüş birliğine varılmış durumda.

Kyoto Protokolüne gelişmiş ülkelerin çabasıyla getirilen karbon ticareti kavramı, amaçlanan içeriği sulandırmış ve toplam hedefe ulaşmayı olanaksız duruma getirmişti. Karbon ticareti kısa tanımıyla, yoksul ülkelerin kullanamadığı karbondioksit kotalarının gelişmiş ülkeler tarafından satın alınması anlamına gelmektedir. Gelişmiş ülkelere böylelikle karbondioksit salınımının engelleyen ciddi önlemler almadan üretimi sürdürme olanağı tanınmaktadır. Kyoto'nun devamı niteliğindeki Kopenhag iklim değişimi görüşmeleri sonuç metinlerine de karbon ticareti kavramını yerleştirmeye kararlı olan gelişmiş ülkeler, aslında bu konuda ciddi çalışma yürütmekten ne kadar uzak olduklarını ortaya koymaktadırlar. Gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler, bir bütün olarak yapacakları yatırımları iklim değişimini önlemeye yönelik bir süzgeçten geçirerek karar vermek zorunda oldukları açıktır.

Biz DOĞADER olarak diyoruz ki;
varolmak için daha çok üretmek zorunda olan ve bu üretimi yaparken de daha çok kirlilik, daha çok karbondioksit, daha çok iklim değişimi yaratan kapitalizm, kendini ortadan kaldırmadan nasıl olupta bu işi çözebileceğinin arayışı içine bocalamaktadır. Bu üretim ve tüketim ilişkisi sürdükçe, küresel ısınmaya karşı alınan her türlü önlem etkisiz kalacak ve giderek içinden çıkılması olanaksız bir durum yaratacaktır.

İklim değişimi sorunu, gerçekle çok az ilintili ve yalnızca "yapıyormuş" gibi gösterilen sözde önlemlerle bir kara mizaha, gerçek bir komediye dönüşmüş durumdadır. Tünelin ucundaki ışığın kapanmakta olduğu şu günlerde, gerçekten ciddi bir dönüşüme gidilerek acil önlemler alınmadığı sürece herkesin gözü önünde sergilenen bu komedi, yeryüzündeki canlı varlığını, geri dönüşü olmayan ve artık hiçbir şeyin çare olmayacağı noktayada hızla taşıyacağı bilinmelidir.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Kopenhag Günlüğü

13 Aralık 2009 - Kopenhag İklim Değişikliği Konferansı'nda resmi görüşmeler Tuvalu ve Küçük Ada Devletleri Birliği'nin itirazları sonunda askıya alındı, ancak alternatif zirve "Halkların Zirvesi" Klimaforum 09 ve sokaklarda gösteriler son hızıyla sürüyor.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=25555&cat=100

 
DOĞADER Yeni Yeşilkent (Yaseminkent) Planına İtirazını İletti Print E-mail

yesilsehirBursa ovası üzerinde Yeşilşehir'le başlayan ve Bursa Modern ile devam eden çok katlı yapılaşma devam ettirilmek isteniyor. DOĞADER, ovayı yok edecek bu uygulamaya karşı itirazını iletti. İtirazımızı dikkate almayanlar için yola hukuksal mücadele ile devam edeceğiz.

DOĞADER

26 Ağustos 2011

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığına,
Bursa

Bursa Büyükşehir Belediyesi 18.07.2011 tarih ve 618 sayılı kararıyla onaylanarak 27.07.2011 – 27.08.2011 tarihi arasında askıya çıkartılan, Osmangazi İlçesi Demirtaş ve Panayır Mahalleleri Bursa Modern ve Yasemin Park Arası 1/25.000 Ölçekli Merkez Planlama Bölgesi Nazım İmar Planı ve 1/5.000 Ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği, derneğimiz (DOĞADER – Doğayı Çevreyi Koruma ve Doğa Sporları Derneği) tarafından askı süresi içerisinde incelenmiştir.

DOĞADER tarafından yapılan değerlendirmede, 1/100.000 ölçekli 2020 Yılı Bursa Çevre Düzeni Planı’nda sözü geçen bölge “tarımsal niteliği korunacak alan” olarak gözükmekte olduğu ve ayrıca Plan Notlarında, Bursa ovalarının toprak sınıfına bakılmaksızın korunacağı, toprak sınıflarındaki tarımsal verimliliğin arttırılması için ayrıca çalışmaların yapılmasının öngörüldüğü anlaşılmıştır. Onaylanan 1/25.000 ve 1/5.000’lik plan değişikliklerinin uygulanması durumunda, 1/100.000 ölçekli 2020 yılı Bursa Çevre Düzeni Planı ve plan notlarına aykırı olarak konut alanı yaratarak tarımsal alanları yok edeceği anlaşılmıştır. Bu plan değişiklikleri uygulanması durumunda Bursa ovalarında tarım alanları üzerinde yeni konut alanlarının oluşmasını teşvik edeceği öngörülmüştür. Depremsellik açısından düşünüldüğünde, 1. derece deprem bölgesi niteliğine sahip zemin altı sıvılaşmaya uygun toprak niteliğine sahip Bursa ovası üzerinde yapılaşmaların büyük yıkım ve can kayıplarına neden olacağı düşünülmüştür.

Read more...
 
Basına ve Kamuoyuna: Fırat ve Dicle Halklarındır Print E-mail

FıratDicleDOĞADER'in de üyesi olduğu Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Dice ve Fırat nehirleri yönetiminin, Avrupa Birliği ile ortak yönetiminin 1 Aralık 2009 tarihi itibariyle Türkiye tarafından kabul edilmesi üzerine aşağıdaki basın bildirisini yayınlamıştır.

Bütün canlıların ortak yaşam paydası olan suyun, su tüccarlarına pazarlanmasına ve onların insafına terk edecek bu uygulamanıngelecekte yaşamsal bir sorun durumuna geleceğini halklarımıza duyururuz.

DOĞADER

BASIN AÇIKLAMASI

11 Aralık 2009

Türkiye, Irak ve Suriye’yi kat eden Fırat ve Dicle Nehir havzalarında yaşayan halkların, Ren, Elbe, Tuna, Sen ve bütün Avrupa nehir havzalarında yaşayan halklara çağrısıdır

Sevgili kardeşlerimiz,

Bizler, Türkiye, Irak ve Suriye’de Fırat ve Dicle nehirlerinin, suladığı topraklarda yüzyıllardır suyu ve doğası ile barışık yaşayan halklar olarak tüm dünya nehirlerinin satışa çıkarılmasına karşı çıkıyor ve sizlere, sularımızın kaderini diğer dünya hakları ile birlikte belirlemeyi öneriyoruz.  

Sizin de bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta Türkiye Hükümeti Avrupa Birliği’nin Fırat ve Dicle sularının yönetimine dahil edildiğini duyurdu. Oysa, aynı Avrupa Birliği bütün üye devletlerin suyu özelleştirmesini şart koşan ‘Su Çerçeve Direktifi’nin tasarımcısıdır. İtalya parlamentosu, 19 Kasım 2009’da ülke sularının özelleştirilmesine olanak veren yasayı çıkarmış;

Read more...
 
«StartPrev12345678910NextEnd»

Page 8 of 15