Banner
Basın Açıklamaları
Basına ve Kamuoyuna: Enerji Bakanı'nın İçi Rahat, Ya Bizim İçimiz? Print E-mail

Basına ve Kamuoyuna;

21 Mart 2011

taner_yizldiz_tepcoEnerji Bakanı Taner Yıldız, 18 Mart 2011 tarihli medyaya yaptığı açıklamada “İçimin rahat olmadığı hiçbir işe imza atmadım.” dedi.

Enerji Bakanı Taner Yıldız’a soruyoruz.

1) Siz bundan üç ay önce 25 Aralık 2010’da Japonya’ya gidip bugün nükleer felaket yaratan Fukuşima Nükleer Santralin sahibi olan TEPCO şirketi ile Sinop’ta Nükleer Santral Kurulması için anlaşmaya imza atmadınız mı?

2) Japonya’nın Niigata kentindeki TEPCO şirketine ait nükleer santrali gezip "Bu santralin Türkiye'de olmasını hayal ettim ve bu heyecanı hissettim. Türkiye'ye böyle bir santral kazandırmalıyız. Bu santralin Türkiye'de kurulmasını hayal ediyorum" demediniz mi?

Fukuima-tepco3) Japonya’nın Niigata kentinde 17 - 18 Mart tarihleri arasındaki radyasyon oranının 300 kat arttıran Fukişima Nükleer Santrali’nin sahibi olan ve sizin içiniz rahat olarak imza attığınız TEPCO şirketi değil midir?

4) Japonya’da gazetecilere açıklama yaparken Japonya’nın nükleer konusunda güvenli ülkelerden biri olduğunu söyleyerek Japonya’ya güvendiğinizi ima etmediniz mi?

5) Wikileaks belgelerinde ortaya çıkan, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (IAEA) 2 yıl önce nükleer santrallerin şiddetli depremlere dayanamayabileceği konusunda Japonya'yı uyardığını, sizin güvendiğiniz Japonya’nın, bu uyarıya karşı hiç bir şey yapmadığını bilmiyor musunuz?

6) 18 Mart tarihli medyaya yaptığınız açıklamada, Sinop’ta kurmayı planlayarak ön anlaşmasını imzaladığınız nükleer santral için Japonya ile “görüşmelerin nihai bir noktaya geldiğini” açıkladınız. 12 Mart 2011 tarihinden bu yana Japonya’da yaşanan nükleer faciadan sonra, nükleer santral yapmak hala içinize siniyor mu?

7) Ülkemizin geleceği sizin hiçte gerçekçi olmayan içinize sinmesi mi belirlenecektir?

8) 18 Mart tarihli medyaya yaptığınız açıklamada Fukuşima santralinin başına gelen kazanın çok sıra dışı bir kaza olduğunu belirtiyorsunuz. Çernobil dahil bu güne kadar nükleer santrallerin geçirdiği ve bir çoğu açıklamaya bile cesaret edilemeyen nükleer santral kazaların tümünün sıra dışı nedenlere dayandığını bilmiyor musunuz?

9) Yaptığınız açıklamada önlem olarak öne sürdüğünüz dalgakıran yüksekliğinin 10 -12 metreye çıkarılsa bile tsunaminin gücü karşısında kürdan gibi kırılıp yıkılacağının farkında değil misiniz?

10) En iyi nükleer santrali yapacağınızı açıklıyorsunuz. Oysa “en iyi” diye bir şey olmadığını, yapılan her şeyin mutlaka bir kusuru olacağını, bu kusurun insan basit hatalarıyla birleşerek en olmadık zamanda, en olmadık biçimde, en olağanüstü koşullarda geri dönüşü olmayan nükleer tehlikeyi başlatacağını bilmiyor musunuz?

Dünya nükleer enerjiden vazgeçerken, yapılan planları, alınan karaları, çıkartılan kanunları iptal edilirken sizin ve hükümetinizin nükleer enerji konusundaki ısrarınızın nedeni nedir?

Enerji Bankanı Yıldız’a ve AKP Hükümeti’ne çağrımızdır. Gelin depremsellik niteliği Japonya’dan farklı olmayan ülkemizin geleceği ile olumsuz yönde etkileyecek, pahalı ve gereksiz bir yatırım olan nükleer santrallerden vazgeçin.

Nükleer enerji üretiminde kaza riski, hiçbir zaman sıfır olmayacaktır.

Asıl anlaşılması gereken, nükleer tesislerdeki risklerin yaşamı tehdit eder duruma gelmesinin, bir kez daha önleneceği garantisinin olmamasıdır.

DOĞADER, nükleer enerjiye karşı çalışmalarını bundan sonra da kararlılıkla sürdürecektir.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Enerji Bakanı: İçimin rahat olmadığı hiçbir işe imza atmadım

18 Mart 2011 13:39 - Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, nükleer santralden geri dönüş olmadığını, fakat bunun sağlıklı bir şekilde yapılması gerektiğini söyledi.

http://www.posta.com.tr/ekonomi/HaberDetay/Enerji_Bakani__Icimin_rahat_olmadigi_hicbir_ise_imza_atmadim.htm?ArticleID=65582&Date=15.04.2010

AKP Fukushima'yı hayal etmişti

16 Mart 2011 - Japonya'da Çernobil'in ardından en büyük ikinci nükleer faciaya neden olan Fukushima nükleer enerji santralini kuran ve işleten şirket, Sinop'a da nükleer santral kuracak. Anlaşma 3 ay önce, Japonya'da imzalanmıştı. Bakan Yıldız, o zaman felaketin yaşandığı santral için "Türkiye'de olmasını hayal ettim ve heyecanlandım. Türkiye'ye böyle bir santral kazandırmalıyız" demişti.

http://www.etha.com.tr/Haber/2011/03/16/dunya/hukumet-fukusimayi-hayal-etmisti/

Nükleer Nikkei'yi uçurdu

26 Aralık 2010 - Sinop'ta kurulacak nükleer santral imzası Tokyo borsasında Nikkei endeksine prim yaptırdı. Tshiba, Mitsubishi, TEPCO hisseleri yükseldi.

http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2010/12/26/nukleer_nikkeiyi_ucurdu

 
Sağlık Bakanlığı, Cep Telefonlarına Karşı Yalnızca Söz Üretiyor? Print E-mail

saglik_bakanligi_logoSonunda Sağlık Bakanlığı'da cep telefonlarının zararlı olduğunu kabul etti ve uyarıcı bir rapor yayınladı. Raporda, cep telefonları kullanımı konusunda çeşitli öneriler sunuluyor.

Sağlık Bakanlığı, açıklamasında bir kaç konu dikkati çekiyor.

gsmBakanlık, anne ve babalara çocukların cep telefonu kullanım yaşının geciktirilmesi, engellenmesi ama kullanıyorsa da faturaların denetlenmesi çağrısında bulunuyor. Ancak Sağlık Bakanlığı, cep telefonu en erken kullanım yaşı konusunda bir sınır vermiyor. Oysa cep telefonu kullanım yaşı 10-12'ye kadar düştü. Piyasada çocuklar için tasarlanmış cep telefonları bulunuyor. 

cep-tel_cocukGSM operatörlerinin yeni hedefi çocuklar

Reklamlarında çocukları kullanan GSM operatörleri, sağlıksız olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olsa bile kendilerine böyle bir hedef belirlemekten kaçınmıyorlar. Bu durum sermayenin yani kapitalizmin kendi varoluşu için herşeyi tüketmeye hazır oluşunun en belirgin örneği olarak karşımızda durmaktadır.

Sağlık Bakanlığı, yayıladığı raporda çocukların cep telefonu kullanma konusunda velilere öneriler vermenin yanında yasal önlemleri de bir an önce yaşama geçirmesi konusunda bir çabası bulunmamaktadır. Çocukların cep telefonu kullanımı ve GSM operatörü reklamlarında çocukların kullanılması önemli bir sorun olarak durmaktadır.

cocuklar_cep_telefonuÇocukların cep telefonu kullanımlarının engellenmek için bu günden başlayarak önlemler alınmazsa toplum üzerinde oluşacak bu yanlış davranışın düzeltilmesi çok zor olacaktır. 15 yaş ve altı cep telefonu satışlarının yasaklanması alınacak önlemlerin başında gelmelidir. Cep telefonu satışlarında, satın alan kişinin 15 yaş ve altı çocukların kullanımına izin vermeyeceğini içeren bir metni kendi el yazısıyla yazıp imzalaması da getirilecek yasal önlemler arasında olmalıdır.

 

baca bazRaporda dikkati çeken ikinci nokta ise baz istasyonlarına hiç yer verilmemiş olmasıdır. Baz istasyonları özellikle Türkiye'de tepki görüyor. Ancak AKP Hükümeti'nin bu tepkiyi dikkate almadan hareket ettikleri gözleniyor. Karşıdaki apartmanın çatısına baz istasyonu yerleştirilen bir yerleşim alanı 24 saat elektromanyetik radyasyon altında kalmaktadır. Her ne kadar bu radyasyon duvarlardan gücü zayıflayarak geçiyorsa da etkisi sıfırlanmıyor. Zaten böyle olsaydı cep telefonları kapalı alanlarda çalışmazdı.

Oysa ki baz istasyonları, yüksek evlerin üzerine kurulacak kuleler aracılığıyla zararlı etkisi azaltılabilir. Bu ek bir maliyet demek. Sermaye her koşulda en yüksek karı elde etmek için bütün sınırları zorlar. Bu sınırlara insan sağlığı da dahildir.

Baz istasyonları, binlerce cep telefonuna hizmet eder. Bu nedenle yaydığı radyasyon fazladır. Baz istasyonlarının yerleşim alanlarına kurulmasının baş koşulu, o bölge için yerleşim alanı dışında başka bir yer bulunamamış olmalıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar dikkate alınarak yerleşim alanları içinde kurulması zorunlu olan baz istasyonları yöneldiği doğrultuda en yakın insana 200 mt  uzakta kurulmasına izin verilmelidir.

Baz istasyonları ölçüm değerleri yalnızca ilgili baz istasyonunu dikkate almak yerine o bölgedeki toplam radyasyonu da içeren bir hesaplama yöntemine geçilmelidir.

baz kavsaktaCep telefonları iletişim aracı olmaktan çıkıp sohbet aracına dünüşmektedir.  Toplum sağlığı için bu durum beyin kanseri başta olmak üzere ciddi sağlık sorunları doğuracağı açıktır.

Sigara konusunda getirilen sınırlamalar gibi cep telefonu görüşme süreleri konusunda 3 dk sınırı getirilmesi halk sağlığı için alınacak çok önemli bir adım olacaktır.

Sağlık Bakanlığı'nın SAR radyasyon değeri yüksek telefonlarının satış ve dışalımının engellenmesi, cep telefonuyla birlikte kulaklık satışının zorunlu duruma getirmesi de toplum sağlığına önemli katkılar yapacaktır.

Bugün bu önlemler alınıp cep telefonu kullanımına sınırlar getirilemezse, sigara içtikleri için hastalanarak yaşamını yitiren yüz binlerce vatandaşımıza ek olarak cep telefonu kullanım alışkanlıkları nedeniyle yaşamını yitiren başka milyonlar eklenecektir.

DOĞADER

Sağlık Bakanlığı’nın cep telefonu raporu

http://www.ntvmsnbc.com/id/25177700/

1 Şubat 2011- Sağlık Bakanlığı'nın raporuna göre, kablolu kulaklık kullanılması ve baş bölgesinden uzak tutulması cep telefonunun zararlı etkilerini azaltıyor.

Read more...
 
GDO'ya Hayır Platformu 8. Eşgüdüm Toplantı Sonuç Bildirisi - 17 Ocak 2011 Print E-mail

DOĞADER'in etkin çalışmalarına katıldığı GDO'ya Hayır Platformu, 25 Aralık 2010 günü İstanbul toplantısı ardından hazırlanan sonuç bildirisini yayınladı. İstanbul toplantısına Murat Demir ve Çetin Özbayram DOĞADER adına katıldılar.

DOĞADER

gdo hp

8. Eşgüdüm Kurulu: GDO'YA HAYIR dedi...

17 Ocak 2011

Platformun yedinci Eşgüdüm Toplantısının yapıldığı 2009 yılındaki toplantıda 2010 yılı içinde Biyogüvenlik Yasası’nın yürürlüğe gireceği bu konuda etkin bir kamuoyu oluşturulması gerekliliğinin altı çizilmişti. Öngörülerimiz doğru çıktı ve 2010 yılı Mart ayı içinde Biyogüvenlik Yasası Meclis tarafından kabul edildi. Bu yasa daha çıkmadan önce, 2008 yılında platform tarafından, “Gıda Tohum Haktır, GDO’ya Hayır” ismiyle bir kampanya başlatılmış ve Türkiye’de ve Dünya’da GDO’lu üretim ve tüketime son verecek bir politik hedef belirlenmiştir.

Biyogüvenlik Yasası’nın da bu eksende GDO’ları meşrulaştıracak biçimde değil, doğanın ve toplumun çıkarlarını koruyacak bir biçimde kurgulanması gerektiğini vurgulamıştık. Bu doğrultuda yasanın temel eksenine yönelik getirdiğimiz eleştiriler kamuoyunda 2009 ve 2010 yılında yankı buldu. Buna karşın, kabul edilen Biyogüvenlik Yasası, GDO’ların Türkiye’de üretimine izin vermezken, GDO’lu tüketimin önünü açıyordu. Bu tüketime olanak vermek için çıkartılan yönetmelik tam üç kez değiştirilerek şirketlerin lobi faaliyetleri karşısında doğanın ve toplumun sağlığını ezip gitti.

Read more...
 
Basına, Kamuoyuna: Pazarlık Yok Direniş Var Print E-mail

DOĞADER'in de üyesi olduğu STHP - Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu, "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanun Tasarısı ile ilgili son gelişmeler üzerine bir basın açıklaması yayınladı. Üyesi olduğumuz STHP'nin her zaman  yanında olacayız.

DOĞADER

“Pazarlık Yok Direniş VAR: Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”na HAYIR!

10 Aralık 2010

sthpAKP uzun süredir hazırlığını yaptığı “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”nı HES projeleriyle cehenneme çevirdiği İkizdere Vadisi’nin doğal sit alanı ilan edilmesinin ardından Meclise sunmuştu. 9 Aralık’ta ise bu yasa Meclis’te oluşturulan Çevre Komisyonu’nda “STK”ların da davetli” olduğu toplantıda gündeme alındı.

Henüz 13 gün önce, 26 Kasım’da Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun çağrısıyla Türkiye’nin dört bir yanında örgütlü olan emek ve meslek örgütlerinden, demokratik kitle örgütlerinden, vadilerinde doğanın ticarileştirilmesine karşı mücadele eden hareketlerden temsilciler olarak yasaya hayır demek için Ankara’da Meclis önünde buluştuk.

Meclis önünde söylediklerimizin haklılığı uygulamada açığa çıkıyor. AKP iktidarı hazırladığı yasayla doğayı sermaye talanına açmak için tüm yetkileri kendi elinde toplamaya hazırlanırken aynı zamanda bir ortaoyunu sergiliyor.

Anadolu’nun dört bir yanında sermaye saldırılarına karşı direnenlerin varlığı görünmez kılınırken, sesleri türlü saldırılarla kesilmeye çalışırken; komisyon toplantısına bazı özel çağrılan “STK”lara beşer dakikalık söz veriliyor. Bu şekilde yasa hazırlanış sürecinde “halkın”, onların tabiriyle “sivil toplumun” da sözünü söylediği yanılsamasını yaratmaya çalışıyorlar.

Read more...
 
MARÇEP - Marmara Çevre Platformu 38. Bölge Toplantısı (Çorlu) Sonuç Bildirisi Print E-mail

DOĞADER'in de bileşeni olduğu MARÇEP bölge toplantılarından 38.si Çorlu'da yapıldı. Toplantıya DOĞADER adına Ayhan Kazancı katıldı. İMP-İstanbul Metropolitan Planı sancılarını Trakya ve Çorlu derinden yaşıyor.  

Çözüm önerilerinin de sıralandığı sonuç bildirisi, toprakları kirliliğe ve geri dönüşsüz yokoluşa açan uygulamalara karşı çıkıyor.

DOĞADER

MARMARA ÇEVRE PLATFORMU

(MARÇEP) 38. BÖLGE TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ

marcep38. MARÇEP bölge toplantısı 04-05 Aralık 2010  tarihlerinde TEKİRDAĞ ili Çorlu ilçesinde, Çorlu Çevre Gönüllüleri Derneği’nin koordinatörlüğünde, olmak üzere toplam 17 Demokratik Kitle örgütünün ev sahipliğinde yapıldı.

Toplantı gündemi ve konuşmacılar:

Prof. Dr.  Osman İNCİ : Trakya planlarında son durum

Prof. Dr. Emre AYSU ;Revizyon plan, 1:25000 ölçekli Tekirdağ

Ahmet ATALIK           : Trakya’da tarım ve planlama

Prof.Dr. Halim ORTA : Trakya su kaynaklarının son durumu ve geleceği

Avukat Ömer AYKUL : Planların hukuki durumu

Bu toplantıya güçlerini birleştirerek katılan Demokratik kitle örgütleri olarak :

1. Demokratik hukuk devleti olduğu iddia edilen ülkemizde, İstanbul metropolitan planlamaya yaptırılan 1/100 00 ölçekli “Çevre Düzeni  Planı”nı anayasamızın 166 ıncı maddesine “özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızlı gelişmesini sağlamak yerine dengeyi bozacağı için açıkça aykırıdır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti 1982 anayasasının ”Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlıklı 166 maddesi :

Read more...
 
İklim Adaleti İçin Gerze Bildirisi - 27/28 Kasım 2010 Print E-mail

iklim_adaleti_gerze_20101127-28_1iklim_adaleti_gerze_20101127-28_4iklim_adaleti_gerze_20101127-28_3

DOĞADER'in de çalışmalarına katıldığı "İklim Adaleti Koordinasyonu" Sinop'un Gerze ilçesinde 27-28 Kasım 2010 tarihlerinde düzenlenen panel, forum, çalıştay ve miting etkinlikleri sonucu hazırlanan sonuç bildirisini yayınladı.

Etkinliklere Caner Gökbayrak ve Esat Olgunsoy DOĞADER adına katıldılar. Etkinlikler kapsamında düzenlenen panelde Caner Gökbayrak "Enerji Kimin İçin?" adlı bir sunum gerçekleştirdi. Aynı DOĞADER aktivistleri, çalıştay ve forumda söz alarak deneyim aktarımı, birlik ve mücadele çağrısında bulundular.

Toplantılara Gerzelilerin katılımı yoğundu. Gerze Sinop arasında, Gerze'ye yakın Yaykıl köyü yakınlarında Anadolu Grubu tarafından kurulması planlanan termik santral konusu Gerzilileri toplumsal mücadeleye taşıdı. Gerze'de 6 Mayıs 2010 günü termik santral yapımı için planlanan ÇED toplantısı, Gerzelilerin yoğun protestoları sonucu yapılmadı. Gerzeliler mahkemede açtıkları dava ile mücadelelerini hukuksal alanda da sürdürüyorlar.

Gerze, ulusal basında ve medyada hemen hiç yer almasada yaşam savunuculuğunu üstlenerek mücadeleye katılan yüzlerce örnekten yalnızca birini oluşturuyor. Yaşam alanlarına müdahale eden talana, yağmaya, kapitalizmin neoliberal saldırısına karşı topraklarını vatan sayarak savunan mücadeleler yurt çapında yüzlerce köy ve kasabada devam ediyor.

DOĞADER

İKLİM ADALETİ İÇİN GERZE BİLDİRGESİ

27-28 Kasım 2010

İklim değişikliği dünyadaki tüm canlılarının en önemli sorunu olarak önümüzde duruyor. Mevcut iklim kaosu kökleşiyor…

İklim değişikliğinin neden olduğu kuraklıklar, kasırgaların yol açtığı korkunç seller, su kirliliği, erozyon ve toprak aşınmaları ve neoliberal saldırının yarattığı çevre felaketlerinin yıkıcı etkileri binlerce insanı yerinden ediyor. Uluslararası Göç Organizasyonu, iklimden dolayı yerinden edilmiş insanların sayısının 200 milyona ulaştığını belirtiyor.

İklim değişikliği, insanların karnını doyuran, sırtını giydiren çiftçilerin yaşamlarını umutsuz kılıyor, onları şehirlere göç etmeye zorluyor.

Gelişmiş ülkeler, sanayileri, gıda üretim ve dağıtım sistemleri ile neden oldukları sera gazı emisyonlarını azaltmamak için her türlü oyuna başvuruyor. Gelişmiş ülkelerin küresel şirketleri, kirletiyor, yanlış çözümler üretiyor ve her şeyin sonucunda kârlarına kâr katıyor. Bu nedenle iklim müzakereleri, gelişmiş ülkelerin piyasa kapışma alanına dönüyor.

BM iklim değişikliği 16. Konferansı (16.COP) görüşmesinin yapıldığı Meksika Cancun’da binlerce insan dünyanın geleceği için sokakları dolduruyor. Bu zirveye Türkiye Hükümeti de katılıyor. Bizler, Gerze’den iklim adaleti isteyen kurumlarla birlikte Cancun sokakları’na sesleniyoruz.

Kyoto Protokolü’nü imzalayan Türkiye’nin kömüre dayalı enerji sistemlerinden, termik santrallerden vazgeçmesi beklenirken, 100’den fazla termik santral yapılması için kolları sıvadı. 2000’e yakın Hidro Elektrik Santral (HES) inşaatı için düğmeye bastı. Ülke yüzölçümünün yüzde 54’üne yakın bir alanında maden aranması için şirketlere ruhsat verdi.

Read more...
 
Eylem: Sermayeye Verilecek Yaşam Alanımız Yok (STHP) Print E-mail

sthp_eylem_20101126DOĞADER'in de üyesi olduğu "Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu" Tabiat ve Biyo Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı'na karşı Ankara'da TBMM önünde bir uyarı eylemi gerçekleştirdi. 26 Kasım 2010 günü gerçekleştirilen eyleme yurdun dört bir yanından gelen DKO-Demokratik Kitle Örgüt ve Platformları katıldı.

DOĞADER

Sermayeye verecek suyumuz yok
Sermayeye verecek su havzamız yok
Sermayeye verecek biyo çeşitliliğimiz, türlerimiz yok

Bir kez daha  tebdili olarak uyarıyoruz.
Bu yasayı meclisten çekin

Burada olmamızın temel amacı meclise komisyonlara sunulan
Su havzalarını, suları, ormanları, meraları, 
Biyo çeşitliliği ve biyo türleri
Ticarileştirilmeye çalışılan yasaya bir uyarıdır.

Bu yasanın amacı ... tüm doğayı ve suyu
Yaşamdan canlılardan koparıp sermayeye teslim etmek içindir.

Videoyu izlemek için tıklayın.
http://www.sendika.tv/index.php?eylem=izle&id=402

 

BASIN AÇIKLAMASI

26 Kasım 2010

“Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”Su Havzalarına, Ormanlara, Meralara, Kıyı Ekosistemine,Biyolojik Tür ve Çeşitliliğe Saldırıdır

AKP uzun süredir hazırlığını yaptığı “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”nı HES projeleriyle cehenneme çevirdiği İkizdere Vadisi’nin doğal sit alanı ilan edilmesinin ardından Meclis’e sunmuştur.

Read more...
 
AKP'den Doğaya Son ve Öldürücü Darbe Print E-mail

27 Ekim 2010

AKP Hükümeti, doğaya, çevreye, tarıma ve koruma altındaki tüm alanlara son, kapsamlı ve öldürücü darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Hükümetin, ulusötesi sermaye ve onların yerli işbirlikçileri güdümünde hazırladığı "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu" tasarısı 25 Ekim 2010 tarihinde görüşülmek üzere TBMM'inde gönderdi.

Bu yasa tasarısı adalete saldırıdır. DOĞADER gibi "yaşam savunucuları" tarafından· doğa katliamına karşı mahkemeler açarak kazanılan yaşam mücadelelerini ve davaları engellemek için hazırlanmıştır.

Bu tasarı, daha önce Cargill örneğinde olduğu gibi, yasa dışı olanı, talanı ve vahşi kapitalizmi yasallaştırma girişimidir.

Bu tasarı, kirletici tesislere, HES'lere, maden şirketlerine, doğaya ve tarıma yönelik her türlü yıkıma karşı toprağını vatanı olarak savunan yöre halkını, köylüleri, yaşam savunucularını militanlaştırma yasasıdır.

Çevre ve Orman Bakanlığı, hazırladığı bu kanunla daha önce birçok örneği olan varlık nedenine ihanet eden çalışmalarına bir yenisini eklemiştir.

Yürüttüğü çalışmalara bakıldığında Çevre ve Orman Bakanlığı, "Sermaye - Kamu" ortaklığına dönüştürülmüştür.  Bir başka söylemle, "AKP - Sermaye" ortaklığı artık herkesin gözü önündedir.

Milli Parklar ve Doğal Sitler yürürlükten kalkıyor.

Tasarı yürürlükteki bütün kanunlardan "Doğal Sit" kavramını kaldırıyor. Bu güne kadar Koruma Kurulları'nın ilan ettiği bütün "Milli Parklar" ve "Doğal Sit Alanları" hükümetle kol kola girmiş kapitalizmin kirli amaçlarına terk ediliyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı,'nın "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu" adıyla hazırlayarak meclise gönderdiği kanun tasarısı, diğer kanunlardaki doğa ve çevre koruma alanındaki tüm kavramları kaldırarak kendine bağlı kurumlar üzerine topluyor.

İllerde bulunan Koruma Kurulları’nın “doğal miras”la ilgilenmelerine son vermek amacıyla “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu”ndaki tüm “tabiat” sözcükleri ve bu deyimin yer aldığı tüm kurum isimleri iptal ediliyor.

AKP Hükümeti, bugüne kadar yaptığı gibi meclisin, muhalefetin, medyanın ve dolayısıyla halkın dikkatini, türban gibi, Ergenekon, Balyoz davaları gibi konular ile oyalıyor. Diğer yandan, ülke için temel nitelik olan yasaları kamuoyuna ulaşmasına fırsat vermeden elinde bulundurduğu meclis çoğunluğu ile sermaye güdümündeki kendi amaçları doğrultusunda yasalaştırıyor.

"Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu Tasarısı" gibi adı ve içeriği birbiriyle uyuşmayan yeni ve değiştirilmiş yasalar ile koruma niteliğindeki maddeler bir bir temizleniyor.

Getirilen yasa tasarısı ile yapılaşma ve sanayileşme riski altındaki bir orman yada bir doğal alanların, illerdeki koruma kurulları tarafından "Doğal Sit Alanı" ilan edilerek koruma niteliği yükseltilmesinin önüne geçiliyor.

Yüzölçümüne oranla dünyada %6, AB ülkelerinde %11,5, Türkiye'de ise yalnızca %1 olan Milli Parklar kaldırılıyor.

Oysa tüm dünyada milli parklar, kendi doğallığına bırakılan alanlar olarak algılanıyor. Üzerinde insan etkinlikleri ciddi ölçüde sınırlandırılıyor.

“Özel çevre koruma” ve “doğal sit” uygulamaları “orman mevzuatı yeterlidir” savıyla geçersiz kılınıyor.

Oysa orman mevzuatı, özellikle son değişikliklerden sonra, imar talanına ve yatırım işgaline karşı ormanları adeta korumasız bırakan hükümleriyle, çevre için güvence değil risk yaratıyor.

“Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun adı ‘Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu’ olarak değiştirilerek yalnızca kültürel değerlerle ilgilenen niteliğe indirgeniyor.

Tasarı ile, kanunlardaki “sit” , “tabiat”, “tabiat mirası”, “anıt ağaç” vb. gibi doğayla ilgili tüm deyimleri adeta “ayıklayarak” kaldırılıyor. Karar yetkisi, illerde Çevre ve Orman Bakanlığı güdümündeki “Mahalli Biyolojik Çeşitlilik Komisyonu”na bırakılıyor.

Valinin başkanlık yapacağı, üyelerin çoğunluğunu ilgili bakanlıkların memurların yer aldığı mahalli komisyonlar oluşturuluyor.

Böylece, mevcut Koruma Kurulları’ndaki “özerk” yapılanma, siyasete, yönetime, hükümete “bağımlı” kurullara dönüştürülüyor.

“Danışma” niteliğinde çalışacak “Tabiatı Koruma Bilim Komitesi”, iktidar tarafından atanmış akademisyenlerden oluşacak.

Tasarı bu haliyle yasalaşması durumunda, bugüne dek “doğal sit” olarak imar yağmasına karşı korunan alanlar, sermaye güdümündeki siyasi bürokrasiye teslim edilerek talan projelerine zemin hazırlayacak.

Su havzaları, orman ve meralar, hazine arazileri, kar etmek için gözünü kırpmadan doğal alanları yok etmekten çekinmeyen sermeyenin ve onun işbirlikçilerinin kirli ellerine devredilecek. 

Hazırlanan taslağa göre, şirketlere silahlı özel birlik kurma hakkı tanınarak yöre halkıyla olası çatışmalara yasal zemin oluşturulmuştur.

DOĞADER, giderek özüne dönerek vahşileşen kapitalizmin ve onun bu yönelişine çanak tutan bugünün ve yarının siyasi iktidarlarına karşı, doğayı, havayı, suyu, ormanı ve yaşamı savunmayı, talancılara karşı var gücüyle mücadele etmeyi aynı kararlılıkla sürdürecektir.

Sizlerle daha güçlü olacağız. "Gelin mücadelemize siz de güç verin."

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Kanun tasarısını indirmek için tıklayın.
http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/pDetayDrafOfALaw.aspx

5 Haziran 2009 Dünya Çevre Günü için DOĞADER'in hazırlayıp yayınladığı "Türkiye'nin Çevre Raporu" duyurumuzda, 2003'ten 2009'a kadar kanunlarda yapılan değişikliklerle doğal ve tarım alanlarındaki koruma niteliklerinin nasıl yok edildiği gözler önüne seriliyor.
http://www.dogader.org/index.php/aciklama/374-dogader-dunya-cevre-gunu-bildirisi-5-haziran-2009

 
«StartPrev12345678910NextEnd»

Page 6 of 15