Banner
Basına ve Kamuoyuna: Doğanın Ölüm Fermanı Yasalarınızı Geri Çekin STHP Print E-mail

DOĞADER'in de kurucu üyesi olduğu STHP - Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu, TBMM'de görüşülmeye başlanacak olan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu”, “Su Kanunu" ile "Mera Kanununda Değişiklik Kanun”  tasarılarına karşı 6 Mart 2013 günü Ankara'da iki ayrı basın açıklaması düzenledi.

TBMM'ndeki açıklamaya STHP temsilcisi olarak katılan Prof. Dr. Beyza Üstün'e HDK milletvekilleri destek verdiler. DOĞADER adına Yürütme Kurulu Üyeleri Abdullah Güçlümen, Ahmet Selçuk ve Nurşen Demir'in katıldığı basın açıklamasında, yerel mücadelelerin yargı yoluyla elde ettikleri kazanımları ortadan kaldıracak kanun tasarıları hedef alıyor. Bu güne kadar korunabilmiş doğal alanların koruma niteliklerini ortadan kaldıran bu kanunlar yasalaşırsa, mahkeme açarak yargı yoluyla hak arama niteliğini sona erdirecek.

DOĞADER

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu”, “Su Kanunu”, Mera Kanununda Değişiklik Kanun” tasarısı
Su Havzalarına,
Ormanlara,
Meralara,
Kıyı ekosistemine ve
Biyoçeşitliliğe

sermayenin ve iktidarın saldırısıdır

Anadolu’nun her yerinde, hemen hemen tüm derelerde, son bir kaç yıl içinde, 49 yıllığına iki bini aşkın şirkete, suyun kullanım hakkı; Hidroelektrik Santral (HES) yapılmak üzere devredilmiştir. Doğanın hakkı olan, tüm canlılara yaşam sağlayan su; havzası ile birlikte şirketlere peşkeş çakilmekte şirketlerin kullanımına ve sermaye birikimine sokulmaktadır.

Son yıllarda yaşamın ve yaşam alanlarının sermaye birikimine sokulması, şirketlerin kendi krizlerinden çıkışları için fütursuzca yöneldikleri bir yoldur. Siyasi iktidar sermayenin bu hedefine ulaşmasında, yaptığı düzenlemelerle var olan tabiat, tarihi sit ve koruma kararlarını hiçe sayan uygulamaları ile destek olmaktadır. 23. Dönem Çevre ve Orman Bakanı'nın mahkemenin aldığı SİT kararlarını eleştirirken adeta sermayenin temsilcisi gibi konuştuğu dikkate alındığında bu yasalar yürürlüğe girdiğinde doğayı, dereleri, denizleri, yeraltısularını, ormanları,meraları hangi tehlikelerin beklediği açıkça görülmektedir.

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”, “Su Kanunu Tasarısı”,  “Mera Kanununda Değişiklik” vb  kanun tasarıları  ile yapılmak istenen; siyasi iktidarın ve sermayenin uygulamalarını yasal hale getirme çabalarıdır. Bu çaba hiçbir yanıyla da şaşırtıcı değildir. Siyasi iktidarın; varlığını ekonomik temellerde sürdürebilmek için, hazırladığı/hazırlayacağı tüm yasa tasarıları ve yönetim araçları ile, emeği, doğal varlıkları, yaşam alanlarını daha fazla sömürmenin her yoluna başvuracağı, gerektiğinde yeni yollar da üreteceği anlaşılmaktadır.

“Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”, Mera Kanununda Değişiklik Kanun Tasarısı, Su Kanunu Tasarısı birlikte incelendiğinde, (Orman Kanununda, Maden yasasında yapılan değişiklikler ve doğal alanlarla ilgili son yıllarda yoğunlaştırılarak sürdürülen uygulamalara bakıldığında) doğal alanlar ve doğal varlıklar hızlıca sermaye birikimine sokulmakta, şirketlerin kullanımına açılmakta, uygulamalar hızlıca sürdürülmektedir.

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun tasarısı yasallaşırsa:

Anadolu’da var olan biyolojik türlerin sermaye birikimine sokulmasının önünü yasal olarak açacaktır. Yasa tasarısına göre tür ve habitatları koruma bahanesi ile doğal alanların işletme yetkisi il özel idarelere, belediyelere, vakıf ve derneklere bakan onayı ile verilebilecektir. Böylece sadece doğal alanlar değil Anadolu’da yetişen tüm biyolojik tür ve çeşitler de doğrudan bakanın yetkisi ile ticarileştirilebilecektir.

Tasarı ile; doğal ve kültürel varlıkların kullanımı; paydaşların yönetimine ve kullanımına sunulmaktadır. Paydaşlar; doğayı ve doğal varlıkları sermaye birikimine sokan/sokacak olan şirketler, ilgili kamu–özel kurumları ve bu kurumların seçtiği (şirket-kamu işbirliğindeki) sivil toplum kuruluşlarıdır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Teşkilat Esaslarını belirleyen 08.08.2011 Tarih 648 Sayılı hükmünde kararnameyle (KHK) tüm doğal alanların sit ve koruma kararlarını kaldıran maddeler bu yasa ile de desteklenecektir.

Böylece Milli Park olan Munzur vadisinde, Arılı, Çağlayan, İkizdere Vadileri gibi 1. derece sit alanı ilan edilen vadilerde şirketlerin faaliyetleri yasallaşacak ve koruma alanlarında HES, RES, GES Termik santral inşaatları, maden arama ve işletme tesisleri  hız kazanacaktır.

İstanbul’a yapılması planlanan İstanbul’un kuzey ormanlarını, tarım arazilerini, su havzalarını, doğal ve yabanıl hayatı tehdit eden 3. Boğaz Köprüsü projesi ve bağlantı yollarının önündeki engellerden biri daha yasal olarak kalkacaktır.

Bu yasa ile tüm tabiat kararları, doğal alanları kimlerinin ve nasıl kullanılacağı ile ilgili karar verme yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilecektir. Uygulama Kararları, bakanlık, bakanlığın belirleyeceği akademisyen ve STK’lardan oluşan kurullar tarafından alınacaktır.

Koruma statüleri iptal edilen tüm doğal alanlar koruma esaslı değil kullanma esaslı değerlendirileceği ve ticarileştireceği açıktır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu yasa ile koruma alanlarına ait uzun devreli gelişme plan yapma yetkisini de özel kuruluşlara devretmektedir.

Bugün Anadolu’nun pek çok yerinde şirketlerin HES yapmak için talan etmekte olduğu su havzalarında derelerini korumaya çalışan yöre halkına Jandarma ve özel güvenlik kuvvetleri müdahale etmektedir. Yasada şirketlere tanınan özel güvenlik yetkileri ile merasını, deresini, ormanı ya da kamulaştırılmaya çalışılan tarlasını korumaya çalışan halkın yaşadığı şirket şiddetinin artacağı açıktır.

Bilindiği gibi siyası iktidarın şirketlerin önünü açma, doğal varlıkları şirketlere peşkeş çekme çabaları bu taslak yasalar ile de sınırlı değildir. Hasankeyf ve Allianoi için tarihi sit kararları bulunmasına rağmen her iki sit alanında da baraj yapımı için çalışmalar hızla sürmektedir.

Hazırlanan su yasa tasarısı ile;

suyun ve su havzalarının kullanıma açılmasını, sermaye birikimine sokulmasını, müdahalenin yapılabilir olması, resterasyonu, ticarileştirilmesi, kıyı suları dâhil olmak üzere kıyı çizgisiden deniz içine doğru 1852 m genişliğinde deniz ekosisteminin kullanıma açılması ve yüzeysel, yeraltı sularının ve doğal mineralli suların sermayeye tahsisini yasallaştırılmaya ve bu tahsisin havza su tahsis planları ile yapılmaya çalışılmaktadır.

Kamu-özel sektör işbirliği plan yapma yetkisinin paylaşılmasından, suyun ve suyun yolculugunu yaptıgı doğal alanların üzerindeki tasarrufun ortaklığına kadar tüm detaylar su yasa tasarısında açıkça ortaya konulmaktadır.

Yasada havza planı yaparak suyun sermaye birikimine sokulmasının planlanması ve planlamanın da “akılcı su kullanımı” olduğu, bu “akılcı” su havzası kullanım ve yönetim planını da 3. şahıslara / Özel şirkete hazırlattırılabileceği belirtilmektedir. Su Kanunun Tasarına göre planı onaylayan ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı olacaktır.

Su havzasındaki yeraltı ve yüzeysel sular “su kaynağı” olarak tanımlanarak, “Su kullanım hakkı” anlaşmaları ile devrettikleri suyun ve kaynağının şahıslara ve şirketlere devrinin bu yasa taslağından sonra münferit tahsislerle yapılacağı, şirkete su tahsis sicili ile bu hakkın belgesinin de 3. Şahıslara verileceği belirtilerek suyu metalaştırma (satılır mal olması) süreci yasal olarak tamamlanmaktadır.

Su yasa tasarısı ile derelerin ve yeraltı sularının diğer havzalara taşınımı ve kullanımı da yasallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Yaylak, kışlak ve meraları  şirketlere devrederek  geçimlik hayvancılığı, bu doğal alanlarda yaşayan tüm canlıların yaşam hakkını, bu alanların su havzaları için işlevini ortadan kaldıran kararlar ise Mera Kanunuda değişiklik kanun tasarısına sokulmuştur. Böylece sermaye bu alanlarda istediği faaliyetini yasal engel olmaksızın sürdürebilecektir.

Suyu ve suyun yolculuğunu yaptığı doğal alanları; orman, mera, tarım alanları, kıyılar ve yeraltı katmanlarını, HES’ler, Nükleer santrallar, termik, güneş, rüzgar santralları gibi, “2B” , altın, gümüş, nikel,  maden ocakları, ve işletmeleri vb örneklerde sıkça ve yaygın olarak yapıldığı/görüldüğü gibi uygulamaların; ekonomi politik nedenlerinin görmezden gelinmesi, romantik sayılabilecek söylem ve çabalarla yetinilmesi, çıkarılmak istenen yasaların bazı maddelerinin dağiştirilmesinin önerilmesi siyasal iktidarın işini daha da kolaylaştırmaktadır.

Doğayı; dereleri, meraları, ormanları, yeraltı sularını, madenleri, biyolojik tür ve çeşitliliği şirketlerin sermaye birikimine sokan,

Bugüne değin alınmış sit kararlarını ve tabiat parklarını, milli parkların koruma kararlarını ve mahkeme kararlarını kaldıran,

Doğal alanlar ile ilgili kararları Hükümetin politikaları doğrultusunda alan bakanlığın kurullarına ve bakanın doğrudan onayına bırakan,

“Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”, Su Kanunu Tasarısı,  Mera Kanununda  Değişiklik Kanun  Tasarısı meclisten tamamen ve derhal çekilmelidir.

Bilinmelidir ki doğayı, doğal varlıkları sermaye birikimine sokan bu ve benzeri uygulamalar son bulana kadar doğanın ticarileştirilmesine/sermaye talanına açılmasına, suyun ve doğal varlıkların metalaştırılmasına karşı halkın mücadelesi sürecektir.

Anadolu halkları nükleere, termik santrallarına, siyanürlü altın, gümüş ve maden işleme tesislerine, çimento fabrikalarına, HES’e ve su bentlerine, RES’lere, GES’lere ve Kaya gazı sondajlarına, 3. Köprü ve Taksim Projeleri gibi rant projelerine, Kentsel Dönüşüm gibi mülksüzleştirme projelerine karşı yürüttüğü ve yürüteceği meşru mücadelesini, yaşam savaşını kazanacaktır.

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı” nın, Mera Kanununda Değişiklik Kanun Tasarısının,  Su Kanunu Tasarısı’nın vb yaşamı ve yaşam alanlarını sermayeye teslim eden kanun tasarılarının Meclis’ten geçmemesi için mücadele edeceğimizi duyuruyoruz.

Bu yasaların arkasında duran/kısmen yada tamamen destekleyen herkesi uyarıyoruz:

Doğanın hakkı olan suyu şirketlere satma/devretme hakkı ve yetkisi, doğal alanları korunmak yerine sermaye birikimine sokma kararı, doğal varlıkları; suyu, biyolojik türleri metalaştırma yetkisi hiçbir kurum kuruluş ve kişilere ait değildir.

SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun”, “Su Kanun”u,

Mera Kanununda Değişiklik Kanun” Tasarısı

Su Havzalarına, Ormanlara, Meralara, Kıyı Ekosistemine ve Biyoçeşitliliğe

Sermayenin ve İktidarın Saldırısıdır

Anadolu’nun her yerinde, hemen hemen tüm derelerde, son bir kaç yıl içinde, 49 yıllığına iki bini aşkın şirkete, suyun kullanım hakkı; Hidroelektrik Santral (HES) yapılmak üzere devredilmiştir. Doğanın hakkı olan, tüm canlılara yaşam sağlayan su; havzası ile birlikte şirketlere peşkeş çakilmekte şirketlerin kullanımına ve sermaye birikimine sokulmaktadır.

Son yıllarda yaşamın ve yaşam alanlarının sermaye birikimine sokulması, şirketlerin kendi krizlerinden çıkışları için fütursuzca yöneldikleri bir yoldur. Siyasi iktidar sermayenin bu hedefine ulaşmasında, yaptığı düzenlemelerle var olan tabiat, tarihi sit ve koruma kararlarını hiçe sayan uygulamaları ile destek olmaktadır. 23. Dönem Çevre ve Orman Bakanının mahkemenin aldığı SİT kararlarını eleştirirken adeta sermayenin temsilcisi gibi konuştuğu dikkate alındığında bu yasalar yürürlüğe girdiğinde doğayı, dereleri, denizleri, yeraltı sularını, ormanları, meraları hangi tehlikelerin beklediği açıkça görülmektedir.

 “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”, “Su Kanunu Tasarısı”, “Mera Kanununda Değişiklik” vb kanun tasarıları ile yapılmak istenen; siyasi iktidarın ve sermayenin uygulamalarını yasal hale getirme çabalarıdır. Ve son on yıla bakıldığında bu çaba hiçbir yanıyla da şaşırtıcı değildir. Siyasi iktidarın; varlığını ekonomik temellerde sürdürebilmek için, hazırladığı/hazırlayacağı tüm yasa tasarıları ve yönetim araçları ile emeği, yanısıra doğal varlıkları, yaşam alanlarını daha fazla sömürmenin her yoluna başvuracağı, gerektiğinde yeni yollar da üreteceği anlaşılmaktadır.

Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”, Mera Kanununda Değişiklik Kanun Tasarısı, Su Kanunu Tasarısı birlikte incelendiğinde, Orman Kanununda, Maden yasasında yapılan değişiklikler ve doğal alanlarla ilgili son yıllarda yoğunlaştırılarak sürdürülen uygulamalara bakıldığında doğal alanlar ve doğal varlıklar hızlıca sermaye birikimine sokulmakta, şirketlerin kullanımına açılmakta, uygulamalar hızlıca sürdürülmektedir.

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun tasarısı yasallaşırsa:

Anadolu’da var olan biyolojik türlerin sermaye birikimine sokulmasının önünü yasal olarak açacaktır. Yasa tasarısına göre tür ve habitatları koruma bahanesi ile doğal alanların işletme yetkisi il özel idarelere, belediyelere, vakıf ve derneklere bakan onayı ile verilebilecektir. Böylece sadece doğal alanlar değil Anadolu’da yetişen tüm biyolojik tür ve çeşitler de doğrudan bakanın yetkisi ile ticarileştirilebilecektir.

Tasarı ile; doğal ve kültürel varlıkların kullanımı; paydaşların yönetimine ve kullanımına sunulmaktadır. Paydaşlar; doğayı ve doğal varlıkları sermaye birikimine sokan/sokacak olan şirketler, ilgili kamu–özel kurumları ve bu kurumların seçtiği (şirket-kamu işbirliğindeki) sivil toplum kuruluşlarıdır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Teşkilat Esaslarını belirleyen 08.08.2011 Tarih 648 Sayılı hükmünde kararnameyle (KHK) tüm doğal alanların sit ve koruma kararlarını kaldıran maddeler bu yasa ile de desteklenecektir.

Böylece Milli Park olan Munzur vadisinde, Arılı, Çağlayan, İkizdere Vadileri gibi 1. derece sit alanı ilan edilen vadilerde şirketlerin faaliyetleri yasallaşacak ve koruma alanlarında HES, RES, GES Termik santral inşaatları, maden arama ve işletme tesisleri hız kazanacaktır.

İstanbul’a yapılması planlanan İstanbul’un kuzey ormanlarını, tarım arazilerini, su havzalarını, doğal ve yabanıl hayatı tehdit eden 3. Boğaz Köprüsü projesi ve bağlantı yollarının önündeki engellerden biri daha yasal olarak kalkacaktır.

Bu yasa ile tüm tabiat kararları, doğal alanları kimlerinin ve nasıl kullanılacağı ile ilgili karar verme yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilecektir. Uygulama Kararları, bakanlık, bakanlığın belirleyeceği akademisyen ve STK’lardan oluşan kurullar tarafından alınacaktır.

Koruma statüleri iptal edilen tüm doğal alanlar koruma esaslı değil kullanma esaslı değerlendirileceği ve ticarileştireceği açıktır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu yasa ile koruma alanlarına ait uzun devreli gelişme plan yapma yetkisini de özel kuruluşlara devretmektedir.

Bugün Anadolu’nun pek çok yerinde şirketlerin HES yapmak için talan etmekte olduğu su havzalarında derelerini korumaya çalışan yöre halkına Jandarma ve özel güvenlik kuvvetleri müdahale etmektedir. Yasada şirketlere tanınan özel güvenlik yetkileri ile merasını, deresini, ormanı ya da kamulaştırılmaya çalışılan tarlasını korumaya çalışan halkın yaşadığı şirket şiddetinin artacağı açıktır.

Bilindiği gibi siyası iktidarın şirketlerin önünü açma, doğal varlıkları şirketlere peşkeş çekme çabaları bu taslak yasalar ile de sınırlı değildir. Hasankeyf ve Allianoi için tarihi sit kararları bulunmasına rağmen her iki sit alanında da baraj yapımı için çalışmalar hızla sürmektedir.

Hazırlanan su yasa tasarısı ile;

Suyun ve su havzalarının kullanıma açılmasını, sermaye birikimine sokulmasını, müdahalenin yapılabilir olması, resterasyonu, ticarileştirilmesi, kıyı suları dâhil olmak üzere kıyı çizgisiden deniz içine doğru 1852 m genişliğinde deniz ekosisteminin kullanıma açılması ve yüzeysel, yeraltı sularının ve doğal mineralli suların sermayeye tahsisini yasallaştırılmaya ve bu tahsisin havza su tahsis planları ile yapılmaya çalışılmaktadır.

Kamu-özel sektör işbirliği plan yapma yetkisinin paylaşılmasından, suyun ve suyun yolculugunu yaptıgı doğal alanların üzerindeki tasarrufun ortaklığına kadar tüm detaylar su yasa tasarısında açıkça ortaya konulmaktadır.

Yasada havza planı yaparak suyun sermaye birikimine sokulmasının planlanması ve planlamanın da “akılcı su kullanımı” olduğu, bu “akılcı” su havzası kullanım ve yönetim planını da 3. şahıslara / Özel şirkete hazırlattırılabileceği belirtilmektedir. Su Kanunun Tasarına göre planı onaylayan ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı olacaktır.

Su havzasındaki yeraltı ve yüzeysel sular “su kaynağı” olarak tanımlanarak, “Su kullanım hakkı” anlaşmaları ile devrettikleri suyun ve kaynağının şahıslara ve şirketlere devrinin bu yasa taslağından sonra münferit tahsislerle yapılacağı, şirkete su tahsis sicili ile bu hakkın belgesinin de 3. Şahıslara verileceği belirtilerek suyu metalaştırma (satılır mal olması) süreci yasal olarak tamamlanmaktadır.

Su yasa tasarısı ile derelerin ve yeraltısularının diğer havzalara taşınımı ve kullanımı da yasallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Yaylak, kışlak ve meraları şirketlere devrederek geçimlik hayvancılığı, bu doğal alanlarda yaşayan tüm canlıların yaşam hakkını, bu alanların su havzaları için işlevini ortadan kaldıran kararlar ise Mera Kanunuda değişiklik kanun tasarısına sokulmuştur. Böylece sermaye bu alanlarda istediği faaliyetini yasal engel olmaksızın sürdürebilecektir.

Suyu ve suyun yolculuğunu yaptığı doğal alanları; orman, mera, tarım alanları, kıyılar ve yeraltı katmanlarını, HES’ler, Nükleer santrallar, termik, güneş, rüzgar santralleri gibi, “2B”, altın, gümüş, nikel, maden ocakları ve işletmeleri vb örneklerde sıkça ve yaygın olarak yapıldığı/görüldüğü gibi uygulamaların; ekonomi politik nedenlerinin görmezden gelinmesi, romantik sayılabilecek söylem ve çabalarla yetinilmesi, çıkarılmak istenen yasaların bazı maddelerinin dağiştirilmesinin önerilmesi siyasal iktidarın işini daha da kolaylaştırmaktadır.

Doğayı; dereleri, meraları, ormanları, yeraltı sularını, madenleri, biyolojik tür ve çeşitliliği şirketlerin sermaye birikimine sokan,

Bugüne değin alınmış sit kararlarını ve tabiat parklarını, milli parkların koruma kararlarını ve mahkeme kararlarını kaldıran,

Doğal alanlar ile ilgili kararları Hükümetin politikaları doğrultusunda alan bakanlığın kurullarına ve bakanın doğrudan onayına bırakan,

 “Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”, Su Kanunu Tasarısı, Mera Kanununda Değişiklik Kanun Tasarısı meclisten tamamen ve derhal çekilmelidir.

Bilinmelidir ki doğayı, doğal varlıkları sermaye birikimine sokan bu ve benzeri uygulamalar son bulana kadar doğanın ticarileştirilmesine/sermaye talanına açılmasına, suyun ve doğal varlıkların metalaştırılmasına karşı halkın mücadelesi sürecektir.

Anadolu halkları nükleere, termik santrallarına, siyanürlü altın, gümüş ve maden işleme tesislerine, çimento fabrikalarına, HES’e ve su bentlerine, RES’lere, GES’lere ve Kaya gazı sondajlarına, 3. Köprü ve Taksim Projeleri gibi rant projelerine, Kentsel Dönüşüm gibi mülksüzleştirme projelerine karşı yürüttüğü ve yürüteceği meşru mücadelesini, yaşam savaşını kazanacaktır

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı” nın, Mera Kanununda Değişiklik Kanun Tasarısının, Su Kanunu Tasarısı’nın vb yaşamı ve yaşam alanlarını sermayeye teslim eden kanun tasarılarının Meclis’ten geçmemesi için mücadele edeceğimizi duyuruyoruz.

Bu yasaların arkasında duran/kısmen ya da tamamen destekleyen herkesi uyarıyoruz:

Doğanın hakkı olan suyu şirketlere satma/devretme hakkı ve yetkisi, doğal alanları korunmak yerine sermaye birikimine sokma kararı, doğal varlıkları; suyu, biyolojik türleri metalaştırma yetkisi hiçbir kurum kuruluş ve kişilere ait değildir.

STHP
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu