Şu anda 6 konuk çevrimiçi
Reklam
DOĞADER Yeni Adresinde - Tahtakale Aralık Han'da

Geniş bilgi için tıklayın.

Son Güncelleme: Perşembe, 02 Eylül 2010 21:03
Devamını oku...
 
Doğa Yürüyüşü: Kocayayla Keles Göleti 5 Eylül 2010 (Geniş bilgi için tıklayın)
Son Güncelleme: Perşembe, 02 Eylül 2010 10:28
Devamını oku...
 
Kurul kararı: Allianoi'yi GÖMÜN!
Dünyada sıcak suyu akan tek antik kaplıca Allianoi

Gömün! 

Kültür Bakanlığı'na bağlı, İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, antik su, sağlık ve spa beldesi, halen sıcak suyu akan dünyadaki tek antik kaplıca olan Allianoi'yi Yortanlı Baraj sularına gömülmesini onayladı. 

Bir süredir WEB sayfamız aracılığıyla, kendi varlık nedenine ihanet eden devlet kurumların dikkatinize sunuyoruzÇevre ve Orman BakanlığıTarım ve Köyişleri Bakanlığı ve bunlara bağlı bazı kurulların kendi amaç ve varlık nedeninin ihanet eden çalışmalar içinde oldukları daha önce örnekleriyle aktarmıştık

Kendi varlık nedenine ihanet eden kuruluşlar arasında, Kültür Bakanlığı'na bağlı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ları da önemli bir yer tutmaktadır. Bunun son örneği İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla ortaya çıktı. Kültür varlıklarını korumakla yükümlü bir devlet kurumu, insanlık tarihi için çok önemli bir kültür hazinesi olan dünyanın tek antik kaplıcası Allianoi'yi sular altında bırakacak karara imza attı. 

Bağımsız bir erk olması gereken hukukun siyasallaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda, bilimin siyasallaşmadığından  söz edilmesi olanaksızdır. Allianoi için oluşturulan sözde bilimsel kurul, "üzeri kumla kapatılarak gömülmesinin tarihsel kalıntılara zarar vermeyeceği" yönündeki raporunda bilimin siyasallaşmasının izlerine rastlamak olasıdır. Sözde bilimsel kurulun bu ısmarlama hazırlandığı izlenimi veren raporunu dikkate alan İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Allianoi'nin gömülmesine onay verdi.

Allianoi, daha önce "siltli kil" ile gömülerek sular altında bırakılması yönünde karar alınmıştı. Bu karar, Danıştay'da açılan dava sonucu 2009'da iptal edilmişti. Allianoi Girişim Gurubu bünyesindeki avukatlar (Av. Hilal Küney, Av. Arif Ali Cangı) çabalarıyla alınan bu mahkeme kararı, bir sözcük değişikliği ile geçersiz duruma getirildi. Sözde bilimsel kurul, son raporunda kil yerine kum ile gömülmesi yönünde görüş bildirdi. Oysa herkes tarafından bilinir ki, kil, kuma göre su geçirmesi daha zor bir tabaka oluşturur. Kurul kararına göre kumla kapatılacak Allianoi su altında kaldıktan sonra tüm kalıntılar çamurlaşarak geri dönüşsüz olarak yok olacağı açıktır.

Danıştay, kuma göre daha dayanıklı bir koruma sağlayan kil ile kapatmanın bile yeterli koruma sağlamayacağına hükmetmişken, ısmarlama yöntemle sözde bilimsel kurul tarafından hazırlanan raporda kumla kapatmanın zarar vermeyeceği yönde gerçekle örtüşmeyen rapor hazırlanmıştır. Sözde bilimsel kurul tarafından hazırlanan bu raporun ne kadar bilimsellikten uzak olduğu ortadadır.

Kurulun daha önce Allianoi'yi kil ile gömme kararını Danıştay tarafından iptal etmesine rağmen küçük bir değişiklikle kum ile gömme kararı alması, hukuka ve hukuk devletine yapılan büyük bir saldırıdır. Son günlerde büyük tartışmalara neden olan "hukukun siyasallaşması" konusunun temelinde, iktidarın amaçları dışındaki davalara müdahele etme arzusu yatmaktadır. AKP Hükümeti'nin ve onun yönetimindeki devlet kurumlarının, yürütme erkini kullanırken hukukun üstünlüğünü hiçe sayan, mahkeme kararlarını uygulamayan ve Allianoi'de olduğu gibi küçük bir değişiklikle aylarca süren mahkeme kararlarını işlevsizleştiren uygulamalar, demokratik değil, diktatörlükle yönetilen devletlerin işidir. AKP Hükümetinin, hak, hukuk tanımayan bu uygulamalarını kınıyoruz.

DOĞADER, Allianoi ve Hasankeyf gibi değerli tarih ve kültür varlıklarımızı baraj suları altında kalmaması için hukuksal ve eylemsel girişimlerini sürdürecektir.  İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Allianoi'yi gömme konusundaki kararı ile görevini kötüye kullanmıştır.  Bu konuda Allianoi Girişim Gurubu ile ortak hareket ederek suç duyurusunda bulunacağız. Alınan son karara karşı açılacak davada, davacı olarak yer alacağımızı duyururuz. 

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Allianoi için son karar: Gömün

26 Ağustos 2010 - İzmir'in Bergama İlçesi'nde evrensel kültür mirası niteliğindeki Allianoi Antik Kenti'nin akibeti belli oldu. Kent, 'kumla' doldurulduktan sonra baraj sularının altında kalacak.,

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1015722&Date=26.08.2010&CategoryID=85

Allianoi hakkında daha geniş bilgi için tıklayın.
http://www.allianoi.org/

http://www.allianoi.org/tu/son-haberler/allianoiye-sadakat.html

Son Güncelleme: Perşembe, 02 Eylül 2010 11:17
 
Hani, HES (Hidro Elektrik Santraller) Dereleri Kurutmayacaktı!
HES (Hidro Elektrik Santral)

Su hiç bir zaman boşa akmadı. Bundan sonra da boşa akmayacak. Suyun her bir damlası çok değerli. Yaşam su ile var oldu. Susuz canlı yaşamı olmaz. Akan su aynı zamanda bizlerin farkında olmadığı binlerce canlının varoluşunun temel dayanağıdır. Küresel ısınma, suyun insanlar için değerini daha da ön plana çıkardı. Bunu fırsat bilen kapitalizm, suya sahip olmanın metalaştırarak alınır satılır bir mala çevirmenin yollarını arıyor. İşte bu yollardan biri de, HES (Hidro Elektrik Santral) kurarak akan derenin barajda biriken suyuna sahip olmak. 

Derelerimiz, akarsularımız ve hatta göllerimiz artık bizim, doğadaki bin bir canlının değil, sermayenin malı artık. Derelerimizi HES (Hidro Elektrik Santral) kurma bahanesiyle sattılar. Dere boylarında, su kenarlarında bu şirketlerin silahlı adamları geziyor. Daha düne kadar halkın, doğanın paylaşım alanı olan su kaynaklarımız şimdi şirketlerin mülkü oldu. İşte sularımızın satışının dramatik öyküsü.

1970'li yıllarda DSİ tarafından 1700'in üzerinde HES projesi yapılmıştı. Ekolojik, kültürel ve toplumsal değerler hesaba katılmadan hazırlanan bu HES projeleri yıllarca tozlu raflarda bekledi.

AKP iktidara gelmesiyle işler değişti. Haziran 2003'de HES'ler için "Su Kullanım Hakkı Anlaşması" adıyla çıkartılan yönetmelik, siyasi iktidar tarafından Mayıs 2004 ve Ekim 2005'de yapılan değişikliklerle ulus ötesi sermaye ve onların yerli işbirlikçisi sermayenin istediği konuma getirildi.

Barajı yapan suya sahip olacaktı. Sermaye, yakın gelecekte meyvelerini toplayacağı büyük bir ganimeti fark etti. Mart 2009'da İstanbul'da dünya su tekellerinin güdümünde yapılan Dünya Su Forumu ile ulus ötesi sermayenin dikkati Türkiye'ye çekildi.

Dünya Su Forumunun yapıldığı tarihte DOĞADER'in de üyesi olduğu "Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu" öncülüğünde ülke genelinde "Suyumuzu Sattırmayacağız" diyen yüzlerce Demokratik Kitle Örgütü, büyük bir miting ve bir hafta süreyle Dünya Su Forumu'na karşı geniş içerikli ve yüksek katılımlı alternatif Halkın Su Forumunu düzenlendi.

Devletin ilgili kurumları ve Dünya Su Forumu bileşenleri, Forum sırasında ne kadar inkar etseler de Dünya Su Forumundan sonraki gelişmeler aynen biz yaşam savunucularının öngördüğü biçimde gerçekleşti. 1700'ü aşkın HES projesinden bir çoğu devlet tarafından sermayeye ihale edildi.

HES projeleriyle sermayedar, yaşamın kaynağı, halkın ve doğanın ortak paylaşımı olan suya sahip oldu. Derelerden akan sular artık bizim değil. O yörede HES yapacak şirketin mülkü haline getirildi.

2009'dan sonra geçen süreçte başta Karadeniz olmak üzere yudumuzun dört bir köşesi, HES'lere karşı halkın isyanımitingleri, direnişlerine sahne oldu. Sermaye güdümlü medyanın gözardı ettiği yüzlerce yöresel eylemlerde halk HES'lere karşı isyan bayrağını açtı. 

Suyumuzu satanlar, can suyu dedikleri bir miktar suyun bile nasıl kaybolup gittiğini geliştirip uygulamaya soktukları projelerde kendi gözleriyle görüyorlar. Ancak bu bile derelerimizi HES'lerle kelepçeleyecek yeni projelere engel olmuyor.

Su hiç bir zaman boşa akmadı. Bundan sonra da boşa akmayacak. Biz DOĞADER olarak suyumuzu satanlara ve suyu meta haline getirenlere karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Onlarcası mahkeme kararıyla durdurulan HES projelerine geçit vermeyeceğiz. 

DOĞADER

 

Hani dereler kurumuyordu?

25 Ağustos 2010 - Başbakan Erdoğan Hidroelektrik Santrali (HES) projeleri nedeniyle derelerin kuruduğunun yalan olduğunu savunurken HES nedeniyle kuruyan derelere Ordu’daki Melet Irmağı da eklendi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.karasaban.net/hani-dereler-kurumuyordu/

Son Güncelleme: Cuma, 03 Eylül 2010 14:26
 
Dersim Ormanları Yakılıyor, Söndürülmüyor!

Yöre halkı tarafından Dersim olarak bilinen Tunceli'de askeri operasyonlar sırasında atılan bombalarla başlayan orman yangınları katliam boyutuna ulaştı. En küçük orman yangınını kendine konu eden ulusal medya organları konu Dersim'deki ormanlar olunca suskun kalıyor. Bölgede çevresel çalışmalar yürüten Munzur'u Koruma Kurulu, Dersim'deki ormanların terörle mücadele nedeniyle devlet eliyle bilinçli olarak yakıldığını bu konuda ellerinde görüntü kayıtlarının bulunduğunu haber veriyor. Geçmiş yıllarda da benzer yangınların yaşandığı Dersim'de halk yangınlara karşı tepkili. Yöre halkının yangınları söndürme çabası yetkili makamlarca operasyon olduğu gerekçesiyle engelleniyor. 

Bilindiği gibi seller ve kuraklıkla her geçen yıl etkisini daha da hissettiren küresel ısınmaya karşı ormanlar büyük önem taşıyor. Havadaki karbondioksidi emerek birer karbon yutağı görevini gören ormanlar gün geçtikçe azalıyor. Türkiye iklim değişiminden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer almasına rağmen ülkemizde ormanlara gereken önem ve değer verilmiyor. Dersim'de örneğinde olduğu gibi terörle mücadele gerekçe gösterilerek ormanlar yakılıyor. Yanan ormanlara müdahale edilmiyor. Halkın söndürme çabası engelleniyor.  

Ormanı yakmak suçtur. Geçmiş yıllarda da devlet eliyle bölgede orman yangınları çıkartıldığı konusunda çıkan söylentilere karşı hiçbir araştırma yapılmadı. Kamu vicdanı rahatlatılmadı. Bu bir yana yangınlara ilgili devlet kurumlarının müdahale ederek söndürme çalışmalarına girmemiş olaması suçu ikiye katlamaktadır. Orman yangınlarına izleyici kalınamaz. Her ne gerekçeyle olursa olsun orman yakanlar cezalandırılmalı, gereken müdahaleyi yapmayanlar hakkında soruşturma açılmalıdır.

 

DOĞADER

‘Asker yakıyor’ iddiası

12 Ağustos 2010 - Dersim'de on binlerce hektar ormanlık alan haftalardır cayır cayır yanıyor.  Yetkililere seslenen Hozat Belediye Başkanı Konak,“Bir an önce bu vahşete son verin" dedi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1281611893&year=2010&month=08&day=12

Tunceli'nin Ormanları Cayır Cayır Yanıyor

16.09.2007 - Ormanların üç helikopter tarafından ateşe verilmesi ise saniye saniye görüntülendi. 

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.pen.org.tr/tr/node/612 

Son Güncelleme: Cuma, 27 Ağustos 2010 11:45
 
GDO'lar genlerimize işliyor

GDO-Genetiği Değiştirilmiş gıdaların mecliste AKP'nin oylarıyla ülkemize girişini yasallaştıran son yasal düzenlemelerden sonra kurulan "sözde bilimsel komite" yaptığı beş toplantıda toplam 32 GDO'lu ürünün ithal edilerek tüketilmesini kullanılmasını onayladı.

GDO'lar konusundaki bilimsel araştırmaların çoğu GDO'yu üreten şirketlerin gizli/görünür desteğiyle yürütülerek yanıltıcı sonuçlar üretilmesine ve "sağlığa zararlı olduğu belirlenememiştir" yalanını sürdürülmesine hizmet etmesine rağmen çok az sayıda yapılan bağımsız bilimsel araştırmalar kuşkulanan gerçekleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Bu araştırmalardan sonuncusu,2010 Nisan'ında İtalya'da sonuçlandırıldı. Keçi sütünde genetiği değiştirilmiş soya genleri bulunduğu konusundaki raporlar üzerine başlatılan araştırmada, GDO'lu soya ile beslenen keçiler elde edilen sütlerde GDO'lu genlerin olduğu görüldü. Bu sütlerle beslenen çocuklarda GDO parçacıkları bulundu.

GDO'lu yemlerle beslenen hayvanlrın sütü ile beslenen çocuklardaki bu GDO'lu parçacıkların, çocukların genentik yapılarını bozarak sonu gelmez sağlık sorunlarına, genetik bozukluklara neden olma olasılığı yüksek bir gerçek olarak ortada durmaktadır. Ülkemizin ihtiyacı olamayan bu GDO'lu tohumları bizlere layık görerek yasallaştıranlara, GDO'lu ürünlerin sağlığımızı etkilemeyeceğini varsayarak ülkemize girişine izin veren sözde bilimsel komiteye ithaf olunur.

DOĞADER

GDO'lar genlerimize işler mi?

24 Ağustos 2010 - Genetiği değiştirilmiş soyadaki DNA dizilimini keçi sütlerinde de bulundu. Bu keçilerin sütünden beslenen çocuklarda da  GDO’lu DNA parçacıklarının izlerine rastlandı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25125562/

GDO üretim yöntemi
http://cm.ntvmsnbc.com/dl/GDO/sema.html

Son Güncelleme: Cuma, 27 Ağustos 2010 11:19
 
GDO'lar ulus ötesi gıda tekellerinin çıkarlarına hizmet eder

DOĞADER'in de etkin üyesi olduğu GDO'ya HAYIR PLATFORMU, ülke olarak ihtiyacımızın olmadığı genetiği değiştirilmiş ürünlerin ülkemize girişini ve gıda ürünü olarak kullanılmasını yasallaştıran son gelişmeler üzerine bir basın açıklaması yayınladı.

DOĞADER

 

GDO’LU 32 ÜRÜNE İNCELEME YAPILMADAN İZİN VERİLDİ!

HALKIMIZIN SAĞLIĞI LOBİLERE TESLİM!

15 Ağustos 2010

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, yap-boz alanına çevirdiği genetiği değiştirilmiş ürünler konusunda 13 Ağustos 2010 tarihinde iki yeni yönetmelik çıkarmıştır. Biyogüvenlik Yasası uyarınca hazırlanan yönetmeliklerden ilki Biyogüvenlik Kurulu ve komitelerin çalışma usul ve esaslarını belirlemekte, diğeri ise GDO konusunda eski yönetmeliği yürürlükten kaldırarak yeni çerçeve çizmektedir. Her iki Yönetmeliğin de yürürlüğe giriş tarihi, 18 Mart 2010 tarihinde TBMM’de kabul edilen 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nda olduğu gibi, 26 Eylül 2010’dur.

Biyogüvenlik Yasası’nın 16. maddesine göre söz konusu yönetmeliklerin, Kanunun yayınlandığı 26.3.2010 tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde çıkarılması gerekiyordu. Bakanlık bu yönetmelikleri 2 ay geciktirdiği gibi, ortaya çıkan yasal boşlukta adı Bilimsel (!) olan ama bilime uygun kararlar vermekten çok uzak olan Komite aracılığıyla da, 32 çeşit GDO’nun ülkemize girmesine izin vermiştir.

Bakanlık tarafından Ekim 2009’da çıkarılan ve 6 ay içinde 3 kez değiştirilen GDO Yönetmeliğine göre kurulan “Bilimsel Komite” bugüne kadar,

Son Güncelleme: Pazartesi, 16 Ağustos 2010 11:32
Devamını oku...
 
«BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 > 34